GÖKYÜZÜNDE KOŞAN ATLAR

IMG_2876

Seyahati seven insanlardan değilim. Kısacık bir tatilde bile evini özleyenlerdenim. Sadece yastığımı, kahve fincanımı, evde gün içinde yaptığım rutinleri aramak değil kastım, evden uzakta bir yetimlik duygusu sarar içimi. Annemin evinde bile kalsam tuhaf bir gurbet hissine tutulur, kabuğunu kaybetmiş bir salyangoz kadar bedbaht hissederim. Ama, sanki çok uzak bir geçmişten bugüne yadigar kalmış bir seyyah, ayaklarının altı yürümekten parçalanmış bir kervan yolcusu gibi, başımı gökyüzüne her kaldırışımda illa onu; gezginlerin yıldızı olarak da nam salmış Kutup Yıldızı’nı ararım.

Açık bir gökyüzünde başınızı kaldırıp baktığınızda Küçük Ayı’nın kuyruk ucunda görürsünüz onu. Diğer yıldızlar gibi yer değiştirmez, dünyanın ekseniyle neredeyse aynı izdüşümde olduğu için, göğü tam ortalayarak çakılmış bir elmas gibi hep aynı yerde parlar durur. Etrafındaki bütün yıldızlar ve burçlar sürekli yer değiştiriler ama o durur, sadece durur, işi budur aslında; sadece durmak. Belki bu yüzden seviyorum onu. Bir tür sabite gibi..Zaman okyanusunda tutunacağım, sağlam, kökü çok derinde, ucunda mavi elmas yetişen bir dal ucu…..

Bizden tam 680 ışık yılı uzakta olduğunu ilk öğrendiğimde içimi bir korku kaplamıştı. Sanki biri benden habersiz çok uzağa fırlatmış gibi. Sonra Küçük Ayı’nın kuyruk hattını çizen diğer iki yıldızın adlarının “kutup bekçileri” olduğunu öğrenince içim rahatlamıştı. Elmasımı koruyan bir değil tam iki bekçi vardı gökyüzünde.

Eski Türkler’in kozmolojisinde, Kutup Yıldızı’nın cennetin giriş kapısı ve Gök Tanrının evi olduğuna dair güçlü inanışın nedeni de sanırım benim Polaris’i sevme nedenimle aynı. Onlar da benim gibi herhalde hep aynı yerde durmasını seviyorlardı. Şamanların ayin esnasında sadece göğün yüce kapısı sayılan Kutup Yıldızı’na kadar çıktıkları, orada tanrının elçileri Utkuçi’ler tarafından karşılanıp kehanetleri aldıktan sonra daha ileriye gitmelerine izin verilmeyip yeryüzüne dönmelerinin sebebi de Kutup Yıldızı’nın tam göksel bir eve yakışır şekilde hiç kıpırdamadan durması.

Kutup Yıldızı’nın bir adı da “Altın Kazık”. Gökyüzü ile yeryüzün ezelden ebede sürecek aralıksız dönüşden yorgun düşüp dağılıp saçılmamaları için gerekli rabıta, düşsel bir Altın Kazıkla sağlanmış. Bu som altından yapılmış kazığın bir diğer vazifesi de sarhoş atlar gibi nefesiz koşan yıldızların kazara kaybolup gitmesine engel olmak. Yeleleri yıldızlardan, toynakları ise burçlar ve gezegenlerden yapılmış bir at sürüsünü bağlamak için kozmozda Kutup Yıldızı’ndan daha emin bir yer bulmak hakikaten güç olacaktı.

Polaris, 4600 yıl önce Thuban’dan emanet aldığı göğün büyük kapısını koruyor, yorgun gökyüzü atlarını dinlendiriyor ve evrenin dört bir yanına dağılıp, saçılmamızı engelliyor. Yoruluncaya kadar görevine devam edecek ve sonra göğün kutsal kapısını Vega’ya bırakıp köşesine çekilecek.

Polaris, sizce de hem durmayı öğrenmek hem de içimizdeki yorgun atları nasıl dinlendireceğimizi anlamak için biraz durup seyredilmeyi hak etmiyor mu?


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s