BET – ŞEBA

IMG_3766

İlkbaharda, kralların savaşa gittiği dönemde, Davut kendi subaylarıyla birlikte Yoav’ı ve bütün İsrail ordusunu savaşa gönderdi. Onlar Ammonlular’ı yenilgiye uğratıp Rabba Kenti’ni kuşatırken, Davut Yeruşalim’de kalıyordu.

Bir akşamüstü Davut yatağından kalktı, sarayın damına çıkıp gezinmeye başladı. Damdan yıkanan bir kadın gördü. Kadın çok güzeldi. Davut onun kim olduğunu öğrenmek için birini gönderdi.

Adam,” Kadın, Eliam’ın kızı, Hititli Uriya’nın karısı Bat-Şeba’dır” dedi. Davut kadını getirmeleri için ulaklar gönderdi. Kadın Davut’un yanına geldi………..                                                                                                   2.  SAMUEL 11 DAVUT’LA BAT-ŞEBA

Tevrat’ın bu en bilinen ve en güzel hikayelerinden birini Torgny Lindgren, kuzey ülkelerinin kırık köşeli taşlar gibi insan ruhunda sekerek ilerleyen uslubuyla yazmış. Ben okurken o kadar keyif aldım ki, hem sayfaların arasında kaybolmuş başımı, gün ışığına çıkarmak istemedim hem de kitap çabuk bitiyor diye telaşa kapıldım.

Kitap hem Bet-Şeba ile Davud’un hikayesini anlatıyor hem de binlerce yılın olanca tozunu atıp Tevrat’ın bir köşesinden içine gizlice sızmışsınız duygusu yaratıyor. Özellikle Kral Saul’un torunu Mefiboşet’in anlatıldığı bölümler “iyilik” kavramını yeniden ve yeniden düşünmemize vesile oluyor. Benim Tevrat’ı ve Lindgren’in kitabını okurken en sevdiğim karakterlerden biri Mefiboşet’ti.

Dut ağacından yontulmuş, uçları yılan başı, ayakları kartal pençesi şeklinde yeri sımsıkı tutan bastonuyla bile çok zor yürür Mefiboşet. Davut “ Saul’un ailesinden Yonatan’ın hatırı için iyilik edebileceğim kimse var mı?” Diye sorar ve torunu Mefiboşet’i çağırtır. “Çünkü “ der “baban Yonatan’ın hatırı için , sana kesinlikle iyilik edeceğim. Atan Saul’un bütün toprağını sana geri vereceğim. Ve sen her zaman soframda yemek yiyeceksin” ( 2. SAMUEL 18: 14-17)

Bu zoraki misafirlik yüzünden, güçlükle yürüyebilen Mefiboşet hiç evine gidemez ve Davut’un sarayındaki bir odada yatağının kenarı sidik oluklarıyla çevrili, sofra ve yatak arasında kucakta getirilip götürülür ve Kralın sofrasında hep kendini bir bağırsak kurdu gibi hisseder.

Davut, Uri’nin elinden Bet- Şeba’yı alırken gösterdiği zalimliği Mefiboşet’in sidik kokan bedenine, kapkara hizasız iki kuyu gibi yüzüne çakılı gözlerine baktıkça unutur. İşte o zaman Davud kendini Tanrı’ya yakışır bir peygamber gibi hisseder. İyi ve gühahsız. Mefiboşet ise evini peygamberin sofrasında kaybetmiş bir kötürüm olarak boynunun ucunda ağır bir bohça gibi sallanan başını tutmaya çalışarak yediği her lokmada evini daha çok özler.

Kitabın ana konusu Bet-Şeba ve Davud’un hikayeleri olsa da Mefiboşet, Safan, Şebanya, Uriya, Natan ve diğerler kahramanlar da binlerce yılın çağıltısı ve renkleriyle hayatınızın içinden akıp geçecekler. Onları seveceğinizi ümit ediyorum.

Kitaba Kadıköy’deki sahaflardan birinde rastladım. Kasım 1998’de Telos Yayınları’ndan çıkmış. Şu anda baskısı var mı bilmiyorum ama istenirse bulunabilir gibi geliyor. Bu haftanın en güzel sürprizi bu kitap oldu benim için. Gözünüz sahaf tezgahlarında olsun, rastlarsanız sakın kaçırmayın. Okurken derinlerden gelen çeng sesleri bile duyabilirsiniz, benden söylemesi.

Bet-Şeba, Torgny Lindgren, Çev; Ali Gür, Telos Yayıncılık


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s