FREUD’UN SEÇİMİ

IMG_2116

“ Bu Avrupa’nın sonu.”

“ Avrupa’nın birçok kez sonu gelmiştir.”

“ Bizi köpekler gibi öldürecekler.”

“ Biliyorum”

“ Korkmuyor musun?”

Sustum.

Bazan tıpkı “bizi köpekler gibi öldürecekler” diyen Paulina gibi çok korkuyorum ve bazen de Paulina’ya güzel bir gelecekten söz eden Adolfina kadar cesur oluyorum. Mesela, Berkin 16 kilo kalmış bedeniyle hastane yatağında yatarken korkuyordum ama sonra onu binlerce kişi uğurlarken, hiç olmadığım kadar cesurdum.

Hayat korkularımızla cesaretimiz arasında yolunu kendi bulan bir su gibi akarken ümitsizlikten kaçmak için sığınaklar kuruyoruz kendimize. Hızla yere çakılmadan hemen önce sığındığımız hayal durakları meşrebimize, ümitlerimize ve cesaretimize göre değişiyor. Bazılarımız; çelik gibi iradesi, sağlam sinirleri ve mangal gibi yüreği olanlar bu çorak toprağı yeşertmek için var güçleriyle uğraşırken bazıları da benim gibi delirmemek için saklanacak yer arıyor.

Benim sığınaklarım genellikle kitaplar oluyor.  Gözlerimi kapatıp, kahramanlarımın ellerine sımsıkı yapışıyor ve bana anlatacakları hikayeyi uzun bir yoldan dönecek sevgiliyi bekler gibi bekliyorum. Anlattıkları hikayenin, hüzünlü, korkunç, neşeli ya da umutsuz olması farketmiyor artık. Samimiyetle yazılmış her şeyi sırf buralardan daha hızlı kaçmak için yanımda taşıyorum.

İkinci Dünya Savaşı tüm şiddetiyle Avrupa’yı zehirlerken, Hitler Viyana’ya girmek üzeredir. Sigmund Freud ve yanında götürmek istediği yakınları, dostlarının yardımıyla Londra’ya gideceklerdir. Nüfuzlu dostları Freud’a Viyana’dan götürmeyi istediği yakınlarının listesini yapmasını isterler. Listenin başında eşi ve çocukları vardır. Sonra sırasıyla eşinin ailesi, doktoru ve doktorunun ailesi, hizmetçileri ve küçük köpeği gelir. Tek tek isimlerin yazılı olduğu bu kaçış listesinde ne yazık ki kız kardeşleri yoktur.

Freud niye onları listeye dahil etmemiştir bilemiyoruz. Belki dostlarına nazik gözükmek için kabarık bir liste vermek istemedi ya da kız kardeşlerinin Londra’ya yapılacak kaçış planı için fazla yaşlı olduklarını düşündü veyahut Adolfina’ya söylediği gibi yüksek ülkülerle donanmış Alman idealinin Hitler gibi bir zalimi er ya da geç engelleyebileceğine ve kardeşlerine bir zarar gelmeyeceğine yürekten inandı.

Goce Smilevski’nin yazdığı “Freud’un Kızkardeşi” isimli romanı okumadan önce Freud’un hayatıyla ilgili bu önemli ayrıntıdan hiç haberim yoktu. Kitap trajik hikayelerle yüklü bir dönemi çarpıcı kahramanlarla anlattığı için ilgimi çekti ve okurken de beni pişman etmedi.

Kitap en başında sorduğu “niye kardeşlerini listeye eklemedi” sorusuna en sonunda da cevap vermiyor. Soru Adolfina’nın kitap boyunca akan anılarının arasında başı çoktan kaybolmuş hüzünlü bir hayalet gibi dolanıyor. Eğer kitabı bu soruya cevap bulmak için okuyacaksanız baştan söylemeliyim ki cevabı kitapta yok.

Adolfina’nın anılarına zehirli bir gaz gibi sızan “ Annesinin altın Sig’i” nin kitap boyunca çizilen portresine baktığımızda, cevabın bütün hayatı boyunca kendine hayran olacak şekilde yetiştirilmiş bir erkeğin savruk umursamazlığı olduğunu söyleyebilirim. Adolfina’ya bavullarını toplarken söylediği şeye samimiyetle inanıyordu bence. Hitler, Viyanaya girmeden engellenecek ya da girse bile yapabileceği kötülükler kız kardeşlerinin kapısından içeri giremeyecekti. Kendileri de zaten sırf dostlarının abartılmış kaygıları yüzünden gidiyorlardı ve kısa süre sonra döneceklerdi.

Kitapta, Gustave Klimt’in kız kardeşi Klara ve Sara gibi hayat öykülerini Smilevski’nin sevecenlikle çizilmiş tasvirlerinden öğrendiğimiz karakterler de var. Özellikle Adolfina ve Klara’nın bir akıl hastanesinin anlamsız haykırışlar, kahkahalar ve küf kokusuyla dolu odalarına sığındıkları bölümler ve aile dediğimiz şeyin kemirgen yüzünün anlatıldığı yerler çok etkileyici. Mendilinin içinde sakladığı çöplerden kendine bir aile kurmuş Erika ile “iyi kalp” ve Maks’ın hikayesi ise kitabın karanlıkta parlayan ateş böcekleri.

Goce Smilevski 1975 Üsküp doğumlu Makedon bir yazar. Spinoza ile Sohbet isimli kitabıyla Makedonya’da 2003 yılında yılın romanı ödülünü “Freud’un Kızkardeşi” isimli kitabı ile de “Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü”nü almış. Kitabın kapağında yer alan La Republica Gazetesi’nin yaptığı “Jose  Saramago” benzetmesine çok katılmasam da kitabı ve Smilevski’nin akıcı dilini sevdim.

Ayrıca anlattığı dönem ve insan öykülerinin içinde umut barındıran trajedisi de kitabı bir solukta okuttu ve beni Adolfina ve Klara’nın sessizliği saydıkları odaya taşıdı. Onları akşamüstü örgüleri, kitap okuma, yemek ve gezinti saatlerinde hiç rahatsız etmeden karşılarındaki koltukta oturdum ve aklın dipsiz uçurumuna ellerinden sımsıkı tutarak baktım.

Adolfina ve Klara’nın hayalet bakıcılığını yaptığım günlerde Adolfina’ya onu bekleyen sondan hiç bahsetmedim, bıraktım huzurla sessizliği saysın.

Goce Smilevski, Freud’un Kız Kardeşi, Çeviren; Levent Ademov, Nemesis Kitap.     


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s