KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLIĞI

IMG_2128

Otto Adolf Eichmann, 1960’ta Buenos Aires’in kenar mahallelerinden birinde yakalandı ve dokuz gün sonra yargılanmak için İsrail’e getirildi. 1935 -1942 yılları arasındaki Nazi rejiminde “nihai çözüm”’ün akıl hocalarından biriydi.

Kendi ifadesiyle sürekli devinen bu Nazi hareketi, kendisi gibi, tarihin hiçbir şekilde yükselme fırsatı veremeyeceği toplumsal sınıftan biri için bile iyi bir kariyer yapma imkanı sunuyordu.

1933 yılının ilkbaharında işsiz olduğu sırada Hitler’in iktidara gelmesiyle birlikte “ bana uyar” diye düşündüğü Nazi hareketinin içinde Yahudilik, Komünistlik ve Masonlukla ilgili bilgileri zevkle depolayacağı “haber alma departmanında” işe başladı. Sıradan bir eğitimi, kendi tarifi ile “ talihsizlikler” üzerine kurulu bir kaderi ve tamamen kişisel çıkarlarına göre kurgulanmış kaypak bir algısı olmasına rağmen gayet iyi becerdiği iki iş vardı; örgütlenmek ve müzakerelerde bulunmak. Eichman gibi hayatında sadece iki kitap okumuş, tesadüfen karşılaştığı Nabokov’un Lolita’sını “ahlaki açıdan kesinlikle çok zararlı” bulan bu eğitimsiz ancak hırslı adam için kariyer fırsatı 1939 yılında Alman Ordusunun Polonya’ya girmesiyle doğdu.

Kudüs’te yargılanması sırasında iletişim kurmanın imkansız olduğu zihin yapısı, düşünme ve mantık zinciri oluşturmadaki yetersizlikleri, klişelerle donatılmış sözcük dağarcığı ile duruşmasında hazır bulunanları şaşkınlığa sürüklese de II. Dünya Savaşı’nın konjonktürü bu sıradanlıktan “başarılı” bir zalim yaratmıştı.

150.000 Yahudi’nin toplama kamplarına gönderilmesinde, yeni kampların açılmasında ve Yahudi’lerin “imha”’sında bizzat rol aldı.

Oysa Eichaman’ın bütün duruşma boyunca söylediği şeyler Yahudilerden asla nefret etmediği, tek isteğinin onlara ayaklarını sağlam basacağı bir toprak parçası verme arzusu olduğu, tüm savaş boyunca emirlere itaat ettiği gibi basmakalıp ve gerçekten kopuk saçmalıklardı. O kadar sıradan bir kötüydü ki yaptığı vahşetin ufacık bir parçasını dahi taşıyabilecek dürüstlükten yoksundu.

Otto Eichmann’ın temsil ettiği sıradan kötünün en korkutucu yanı tarihin her döneminde ortaya çıkabilecek merhametsiz bir savrukluğa sahip olmalarıdır. Kendilerini bu acınası sıradanlıktan kurtaracak bir yaşam alanı ararlar ve ne yazık ki hemen her zaman bu habis ruhlarını çoğaltıp  yaşatacakları çürümeye yüz tutmuş ahlaki bir zemine rastlarlar.

Sıradan kötüler için sınırlı eğitimleri ve sığ dünya algıları ile yapabilecekleri en anlamlı iş çoğunlukla bir diktatörün peşine takılmak olur. Yetersizliklerinin fark edilmeyeceği ve vicdani sığlıklarının test edilemeyeceği bu kötülük iklimi gelişip serpilecekleri bir vaha işlevi görür. Merhamet, sosyal adalet, hakkaniyet gibi farkındalıkları gelişmediği için yapabilecekleri kötülükler öldürülmüş bir çocuğun annesini yuhalamaktan, binlerce kişinin toplama kamplarında ölümüne sebebiyet vermeye kadar uzanan habislik skalası içinde yer alabilir. En meşhur üyelerinden Eichmann’ın savunmasında da görüleceği üzere sıradan kötülerin en çarpıcı özelliklerden biri sorumlu oldukları vahşetin vicdan azabıyla ancak üyesi oldukları toplumsal hareketin yenilgisi sonrasında tanışmalarıdır. Bütün kişiliklerine sinmiş ve yaptıkları her kötülüğü bizzat taşımış olan riyakarlıkları burada da imdatlarına yetişir. Ahhh nasıl da talihsiz emir kullarıdır onlar…..

İki yıl süren duruşmanın sonunda Eichmann’ın yüzüne karşı okunan infaz kararında;      “Siz sanki buna hakkınız varmış gibi dünyayı Yahudi halkıyla ve diğerleriyle paylaşmayı istemediniz. Bu dünyada kimin yaşayıp, kimin yaşayamayacağı hakkına karar verebileceğinizi sandınız. Biz de insan ırkının hiçbir üyesinin bu dünyayı sizinle paylaşmak isteyebileceğini düşünmüyoruz. İşte bu nedenle, sadece bu nedenle idam edilmeniz gerekir” denildi. Yüzüne okunan bu kararın ardından 31 Mayıs 1962 yılında idam edilerek, cesedi özel olarak tasarlanmış bir fırında yakıldı. Külleri, Akdeniz’e İsrail karasularının uzağına döküldü.

İktidarların kullanmayı en çok sevdiği araçlardan olan otorite ve totoliterlik üzerine çalışmalarıyla tanınan ve kendi de Nazi zulmünden kaçarak Amerika’ya yerleşen Hannah Arendt “ Kötülüğün Sıradanlığı” adlı kitabını Eichmann’nın duruşma tutanaklarından yola çıkarak yazmış.

Sıradanlığın kriminal kötülüğe evrilişini anlatan kitap “küçük insanın günlük kullanımına uygun”  şiddetin nasıl semirdiğini anlamak için tekrar tekrar okunmayı hak ediyor.

Hannah Arendt, Kötülüğün Sıradanlığı, Çeviri: Özge Çelik, Metis Yayınları.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s