SOLGUN BİR KRALİÇE

IMG_2227

Bütün mitolojilerde Ay özel bir öneme sahiptir. Asur, Babil, Mısır, Yunan,  Aztek ve daha pek çoğu onu kadınla özdeşleştirmiştir. Güneş hep aynı kalırken o gökyüzünde durmadan biçim değiştirir. İncecik altın bir bilezikten, gökyüzüne olanca gizemiyle asılmış, bütün suları çeken büyük bir kandile dönüşür. Sonra bir bakarsınız evrenin boşluğunda kaybolmuş.

Sibirya’nın buzul bölgelerindeki kadim kültürlerden Babil mitolojisine kadar bu eşsiz döngüsellik, zamanın mükemmel tartıldığı bir gökyüzü terazisi haline getirmiş Ay’ı. Hint- Aryan dillerindeki gök cisimleriyle ilgili ilk sözcüğün “Ay” anlamına gelen “me”  sözcüğü olması ve hemen tüm kadim uygarlıklarda “kadın” olarak temsil edilmesi değişim ve dönüşümün dişil enerjisi ile açıklanmış.

Ay tanrıçaları arasında Anadolu’lu Hekate’nin özel bir önemi vardır. Olympos ile ilgili soy kuşaklarında adına rastlanmazken Muğla’da onun için yapılmış büyük bir tapınak vardır. Hades ile de ilişkilendirilen Hekate’nin ölüm ile kurulan bağlantısı yüzünden, pagan çağlarda Anadolu’da ölümün kapıdan içeri girmesini engellemek için kapı önlerine dikilen sunaklar ve yolcuların korunması için kavşak noktalarına bırakılan yumurta, balık, bal gibi yiyecekler Hekate’nin gazabından sakınmak içinmiş.

Genellikle üç başlı olarak temsil edilen Hekate; kadının gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemlerini simgeler. Başının üstünde ayça ve yanında köpekleriyle temsil edilen Hekate iyiliği yeryüzüne dağıtan tanrıça olarak da  anılır.

Babil mitolojisinde ise “Sin” yani Ay tanrıçası ile “Şamaş” yani Güneş tanrısı, ana tanrıça Tiamat’ın bedeninden doğup,  gökyüzünü gündüz ve gece olarak eşit paylaşırlar. Ancak Sin tutulduğu yani karardığı zaman uğursuzlukların önüne geçmek için Kralı çam terebentiniyle yıkayıp,  bedenini mür yağıyla kaplamak ya da Kralı bir kapının arkasına yatırıp yağmur suyuyla ıslatarak,  yaşlı bir kadınla öpüştürmek Sin’in uğursuzluk getiren hallerine çare olarak yapılan seramonilermiş.

Ay’ın devingenliği ve dokunduğu her şeyi ışığı ile yeniden doğurması onu kader ile de ilişkilendirmiş. Bazı mitolojilerde Ay’ın büyük gümüş rengi bir örümcek olarak tasviri,  örmek fiilinin kavradığı antropolojik imge olarak, kaderi dokumak ve yaratmakla açıklanmış. Odysseus’ta Homeros kaderi dokuyan Moria’ların Ay’da yaşadığını söyler. Homeros onlara “ölüm ipliğini eğirenler” adını verir. Heseidos ise “üç kız kardeş” diye tanıtır bize onları. Ay’da yaşayan Moria’lar ölümlülerin sadece ömür payını değil mutluluk ve mutsuzluk payını da dağıtırlarmış.

Jose Saramago ise “Manastır Güncesi”’nde bize onun kokusundan bahseder.  “Dünyadaki en güzel koku, karmakarışık edilmiş samanın kokusudur, vücutlar yorganın altında, yemliğin üzerinde geviş getiren öküzlerin, ambarın yarıklarından giren soğuğun kokusu, belki de ayın kokusu, herkes bilir ki ay ışığı varken gecenin kokusu başkadır, geceyi gündüzden ayırt etmeyi başaramayan bir kör bile, Ay ışığı var diyebilir, ve sanki Azize Lucia’nın mucizesidir bu, basit bir koku alma duyusu sorunu değildir, Evet , iyi insanlar geçen gece ay ışığı nefisti.”

Marifetname ise bize Ay’dan şöyle bahseder; “Ey aziz! Müneccimler ittifakla şöyle demişlerdir. Ayın tabiatı itidal üzere soğuk ve rutubetli olup dişi ve geceye nispet edilmiştir. Vasıfları zaaf, acz, hıfz, cehl, hakirlik, işve, ihbar, dedikoduculuk, acele, hakaret ve ses bulunmuştur. Ay pazartesi  günü ve Cuma gecesine hakim bulunmuştur.”

Çin kültüründe de diğer kültürler gibi dişil (yin) ilkeyle bağlantılı olup, Ay Tanrıçası Chang-e ‘dir.  Sonbahar da Ay’ın en güzel göründüğü mevsim olarak kabul görür ve dişil olarak algılanır ancak tabiatın öldüğü ve infazların gerçekleştirildiği bir mevsim olduğundan, bu kötü ünden ne yazık ki Ay da nasibini alır ve payına canilerin ve İmparatoriçenin ışığı olmak düşer. Güneş’se aslan payını kapıp iyilerin ve İmparatorun simgesi olur. Ayrıca Çinliler, Ay’da “Beyaz Soğukluk” adında bir gökyüzü sarayı olduğunu ve buradan düşen “Ay İncileri”’ni yutan kadınların hamile kalacağına da bütün kalpleri ile inanırlarmış.

Dante ise İlahi Komedya’da biricik aşkı Beatrice ile ulaşır Cennet’teki “ilk yıldız ”’a .

– “Üstümüzü bir bulut sarıyordu sanki, güneş vurmuş bir elmas gibi, parlak, yoğun, cilalı, kalındı.

–   Bu ölümsüz inci içine aldı bizi, yarılmadan, bir ışını içine alan su gibi”.diyerek anlatır göklerdeki ilk yıldız olan Ay’ı.

Tarot’ta ise Ay kartı ip üstünde yürümeyi, korku eşiğini atlamayı, yolunu ya da kendini kaybetmeyi, içsel doğamızın, bilinçdışımızın derinlemesine keşfini simgeler. Tehlikesi ise insanın tılsımlı ormanlarda kaybolması, hedefini yitirmesi ve korkusunun esiri olmasıdır.

Bütün kadim uygarlıkların efsanelerinde ayrıcalıklı bir yeri olan Ay’ın benim kişisel efsanemdeki yeri ise babaannemin rüyasıyla bütünleşir. Babaannem o zamanlar için oldukça geç bir yaş olan 20 yaşına kadar evlenmemiş ve hiç kimseyi beğenmemiş. İstemeye kim gelse  omuzlarını silkip “içim ısınmadı” der geçermiş. En sonunda bir gün “acaba kısmetimi bağlandı da kimsecikleri istemiyor “ diye hocaya götürmüşler. Hoca okuyup üflemiş ve babaannemin eline kırmızı ipli bir makara vermiş. Dolunayda dua okuyarak makarayı çözüp yastığının altına koyacak ve kısmetini rüyasında görecekmiş. Babaannem dolunayda kırmızı makarayı “ Ay hanım önünde çözdüm makarayı, rüyama düşür helalimi” diyerek yedi kere çözüp, sarmış. Ve o gece rüyasında dedemi görmüş, “ uzun bir yoldan tepesinde kocaman bir Ay’la çıka geldi deden. Yüzüne Ay’ın nuru vurmuştu, kim görse kalbi güm güm atardı “ diye hala eksilmemiş bir hayranlık, hayret ve zevkle anlatırdı. Hakikaten tam yedi gün sonra dedem evlerinin alt katına kiracı olarak taşınmış ve babaannem kısa bir nişanlılığın ardından güle oynaya dedemle evlenmiş.

Ben Ay’a ne zaman baksam o sapsarı saçlı mavi gözlü muhacir kızını eline kırmızı makara çözüp, sararken görüyorum “ Ay hanım önünde çözdüm makarayı, rüyama düşür helalimi”.

Gökyüzünün bu solgun kraliçesinin mitolojik ve antropolojik hikayeleri ile ilgili daha çok bilgi isterseniz;

Mircea Eliade , Dinler Tarihi, Kabalcı Yayınları

Jean- Pierre Verdet, Gökyüzü Düzen ve Karmaşa, YKY

Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi

Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname

Dante Alighieri, İlahi Komedya,Oğlak Klasikleri


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s