ALİCE’İN HİKAYESİ

IMG_8915

Ortaçağ’da Batı ve Orta Avrupa’nın çiftlik arazilerinin büyük kısmı “ malikane” (manor) denilen bölgelere bölünmüştü. Bir malikane bir köyle çevresindeki köy halkının işlediği birkaç yüz dönüm ekilebilir topraktan meydana gelirdi.

Köylüler dokunsan yıkılacakmış gibi duran sağlıksız koşullardaki karanlık, izbe evlerde barınırlar ve dağınık toprak dilimlerinde didinerek sersefil bir geçim sağlarlardı. Daha iyi yaşayabilirlerdi ama çoğunlukla haftanın beş günü lordun toprağında ücretsiz çalışmak zorundaydılar. Köylülerin lordlarına sundukları tek emek hizmeti bu değildi;  hasat zamanı önce lordun ekinlerinin kaldırılması gerekirdi. Buna “ lütuf günleri” denirdi ve kan emen öteki angaryalara sadece küçük bir ekti. Her koşulda, öncelikli olarak ekilmesi, biçilmesi, sürülmesi ve korunması gereken toprak lordun toprağı idi.

Bütün serfler ellerinde tuttukları ve ürünlerinden faydalandıkları topraklar için lorda vergi ödemek zorundaydılar. Bu ödemeler çoğunlukla buğday, arpa ya da domuz, koyun gibi hayvanlar şeklinde olurdu.

Her serf evleneceği zaman lordundan izin almak ve bunun vergisini vermek zorundaydı.  Ayrıca serfin ölümü halinde de mirasçıları, mirasından bir payı vergi olarak lorda  ödemekle yükümlüydüler.

Evlenmek istemeyen serfler de yine lordun iznini alarak belli bir vergi karşılığında evlenmeme hakkına sahip olabilirlerdi.

Askeri hizmetler ve koruma karşılığında toprağın tasarruf hakkını ellerinde bulunduran soylular, bu toprakları başkalarına içindeki serflerle beraber kiralayabilirlerdi . Lord açısından bakıldığında serf ile demesnedeki ( büyük ağıl) hayvanlar arasında bir fark yoktu. Lord tarladaki öküzünün ölmesine nasıl üzülürse serfin ölümüne ya da kaçmasına aynı şekilde üzülürdü. Serf toprağı bırakamazdı, eğer kaçarsa yakalanması için emir çıkartılır ve bulunması halinde en ağır şekilde cezalandırılırdı.

Limbourg kardeşler işte bu malikane sisteminin hüküm sürdüğü dönemde XV. Yüzyıl Fransa’sında Duc de Berry’nin himayesinde yaşadılar. Paul, Herman ve Jean isimlerindeki bu üç kardeş o zamanlar yaygın olduğu şekilde zengin bir soylunun hizmetinde çalışma şansı bulmuş ayrıcalıklı sanatçılardandı.  Aslen Hollandalı olan kardeşler minyatür konusundaki yetenekleri sayesinde uluslararası bir üne kavuşmuş ve Fransa’nın zengin soylularından biri olan Berry’nin himayesine girmişler, Berry için “Tres Riches Heures du Duc de Berry”  (Berry Dükünün Zengin Saatleri) isimli kitabı eşsiz güzellikteki minyatürlerle tezyin etmişlerdi. Dana derisinden yapılmış parşömen üzerine mürekkep ve altın kullanarak yaptıkları bu minyatürleri benzerlerinden ayıran özellik sadece güzellikleri değil Ortaçağ resminde ilk kez görülen sınıfsal bir ayrıma işaret ediyor olmalarıydı.

Kitapta her ay ruhuna uygun bir resim ile gösterilmiş, üzerindeki gökyüzünü işaret eden lacivert taça astrolojik simgeler, burçlar ve Ay’ın evreleri özenle işlenmiş, minyatürlerin konuları ile astrolojik göstergeler arasında ince bir uyum gözetilmişti.  Limbourg kardeşleri ve Dük Berry için işledikleri kitabı bugün de çok önemli kılan şey minyatür konusundaki ustalıklarının yanında resmettikleri günlük olayların gerçek yaşamdan çarpıcı izler taşıması ve XV. Yüzyıldaki bir köylü ile bir lordun yaşantısı arasındaki farkı yalın bir şekilde yansıtmasıdır. Örneğin;  Şubat ayını anlatan resimde karla kaplı sokakların arasındaki kapısı açık ve ısınmak için sadece küçük bir ateşin yandığı kulübe, Dük Berry’nin himayesindeki serflerin hangi şartlar altında yaşadığını gösterir. Aynı şekilde Kasım ayını anlatan minyatürde de Dük Berry’nin şatosunun hemen önündeki araziye tohum bırakan ve bitkinliği her halinden belli olan çökkün ifadeli bir köylü görürüz. Dük Berry’i ve yakınlarını gösteren Mayıs, Haziran, Şubat aylarına ait resimlerden ise zenginlik ve refah taşar.

Limbourg kardeşler, Dük Berry için yaptıkları bu kitabı bitirdikten hemen sonra 1416 yılında yakalandıkları bir salgın hastalık sonrası peş peşe ölürler.  On iki ayı ve o aylara ait önemli sahnelerin işlendiği bu takvim şeklindeki kitap beni öylesine etkiler ki resimlerdeki her karaktere ayrı bir isim ve ayrı bir hikaye yazarım. Şu aşağıdaki mektup dizisi mesela ümitleri günden güne tükenen, neşesini bir çuval buğdayla değiştirmiş yorgun bir kadına aittir. Temmuz ayına ait sayfada ikizler burcu simgesinin hemen altında, çerçeveden çıkacakmış gibi duran eflatun elbiseli bu yorgun kadının adı Alice’dir. Temmuz güneşinden korunmak için başına sardığı beyaz örtünün altından kızıl saçlarını ve yüzüne bitkin ifadeyi veren uykusuz gözlerini görebilirsiniz. Aslında Alice, Limbourg kardeşlerin malikaneye gelmelerinden önceki sene yani üçüncü çocuğu Gabriel’i doğurmadan ve kocası William hastalanmadan önce daha güzel bir kadındı. Eğer başına gelen talihsizliklerden önce resmedilmiş olsaydı mutlaka resminden bize biraz tazelik ve dudak kenarlarından küçük bir tebessüm düşecekti. Ama ne yazık ki şimdi onu bize tanıtan sadece kederli mektupları ve otuz dört yaşında vebadan ölümüne kadar geçen süre içinde yapılmış bu tek resmi. Eğer Limbourg kardeşler, Dük Berry’nin himayesine girmeseydi Alice’in yaşadığından, 1416 yılının Temmuz güneşi altında Dourdan Şatosu’na ait tarlalardan birinde çalıştığından ve dalgalı kızıl saçları olduğundan haberimiz olmayacaktı.

1415 baharı ile 1416 kışı arasında Alice tarafından kardeşi Lizbeth’e yazılmış beş mektup.

  1. MEKTUP.

Sevgili Kardeşim Lizbeht

Sana bu mektubu da diğerleri gibi Peter’in yardımıyla yazıyorum. Kar kalkar kalkmaz kilise postasıyla şehre göndereceğine kutsal babamız üzerine yemin etti . Senin bu mektubu aldığın sıralarda ben Tanrının  izniyle doğurmuş olacağım. Sağlıklı bir oğlan olması ve bebek jo’nun kederini üzerimizden alması için her akşam dua ediyorum. Lordum Berry, beni son iki hafta lütuf günlerinden azat etti. Yüce Tanrı onu kutsasın ve topraklarına toprak katsın. 

Bu sene diğer seneler kadar verimli geçmedi. Önceki  mektubumda yağmurun şiddetinden arpanın çoğunun ziyan olduğunu yazmıştım. Kalanından boğaz tokluğuna da olsa borcumuz olan elli litre birayı ve bir besili kaz ile iki teker peyniri lordumuza ödedik.

William’ın kaval kemiğinin üstünde bir yara açıldı. İçine bakınca sanki kemiği görülüyor. İçi irinli bir sıvıyla kaplı. Çuha çiçeğinden yaptığım merhemi sürüyorum ama geçmiyor. Bacağı gün geçtikçe ıslak meşe odununa benziyor. Kahyaya yalvardım bir iki gün dinlensin diye ama bana lordumun emirlerini hatırlattı.

Magda,  bu eylülün on birinde iki yaşına bastı. Gözleri annemizinkilere benziyor siyah, büyük ve şimdiden kederli. Ona çakal yemişi katarak kırmızıya boyadığım yünden küçük bir hırka ördüm, dört metresini de Leydim için gönderdim. Büyük mutfakta çalışan Mary söyledi : Leydim  rengini öyle beğenmiş ki , av partisi için pelerin yaptırmış. Küçüğümü o hırka ile görmemeli.

Nisanın 24’ünde Tanrı Jo’ yu yüce katına aldı on iki gün ateşlerin içinde eridikten sonra , minik tırnakları ve gül goncasına benzeyen dudakları beyaz mumla kaplanmış gibi günden güne soldu. Uslu bir bebekti. Hastalığı boyunca bile ne lordumun koyunlarını kırkarken, ne odun istiflerken, ne de tarlada çalışırken hiç ağlamadı, sırtımdaki örtünün içinde usul usul acıklı bir ninni gibi inledi sadece. Öldüğünde  demesne’nin büyük ağılını temizliyordum. İneklerin yalağını temizlerken birden içimden bir şey koptu sanki, aceleyle örtüyü açtığımda günahsız ruhu ağılın camından uçuvermişti.  Onu dişbudak ağacının altına gömdük.

Haziran ayında kümese tilki girdi sabah kalktığımızda üç piliçle iki kaz telef olmuştu. Yeni kümes için lorduma 20 su borçlandık. Demin anlattığım gibi hasatta ancak vergileri ödeyebildik.

Temmuz başında adet  görmedim. William’a Ağustos başında söyledim bana sedefli  kemik bir tarak hediye etti.  Panayıra gittiği zaman tuz tüccarlarından 3 su’ya almış. Hem sevindim hem kızdım. 

Sevgili  kardeşim , Peter lavtasıyla koro çalışmasına katılacağı için sabırsızlanmaya başladı,  zaten haberlerimin de sonuna  geldim. Sen de bizi habersiz bırakma. Seni  ve  çocukları sevgiyle kucaklıyorum. İsa hepimizin yardımcısı olsun. Alice .                                                                                                                    

IMG_8919

2. MEKTUP

Lizbeht 

Güzel haberlerle dolu mektubunu aldım. Oğlanların akıllı ve iyi huylu çocuklar olması ne büyük şans. İsa Mesih hep yanlarında olsun ve onları doğru yoldan ayırmasın. Sana önceki mektubumda yazdığım gibi Şubat’ın ikinci haftasında oğlum Gabriel’i kucağıma aldım.  Kuzinenin başında 16 saat sancı çektikten sonra şafak sökerken doğurdum. William’ın lütuf günü olduğu için doğumu göremedi. O çıktıktan bir saat sonra doğdu. Lordumun kuralları gereği 15 gün hizmetten muaf tutuldum. Sütüm için bol bol  Frenk soğanı yedim. Bu işe yaradı, gürbüz bir oğlan. Yüce Tanrım umarım ona yanımızda uzun bir ömür bağışlar. Dediğim gibi gürbüz, hareketli ancak huysuz bir oğlan. İstediği olmazsa basıyor yaygarayı. Geceleri neredeyse hiç uyumuyor. Bütün gün yorgunluktan o kadar zor çalışıyorum ki ,vekil harç ile kahya çok zayıfladığımı görünce beni malikanenin büyük mutfağına almak istediler, orası toprakla, ağılla uğraşmaktan daha iyidir diye. Ama oğlanı yanımda götürsem bile William ile Magda’dan ayrı kalmak beni daha çok üzecek.  Şimdilik bol, bol yaban turpu ve tavuk suyu içerek gücümü toplamaya çalışıyorum. Büyük mutfakta çalışan Mary tanrı onun hep yanında olsun iki günde bir, bir küçük çömlek tavuk suyu gönderiyor.

William’ın bacağı bir ara iyileşir gibi olduysa da yine kötüleşti. Yara kapanmadığı gibi iyice büyüdü, etrafı kaynamış böğürtlen rengine döndü. Sabah akşam sirkeli suyla temizliyoruz yine de kötü bir koku yayıyor. Geçen akşam tarladan dönerken iki köpek irinin kokusunu alıp eve kadar peşine düşmüş. Böyle giderse ayağı çürüyecek.

Geçen ay iki haydut boyunlarında urganlarıyla lordum Berry’e geldiler. Kaba bir dilleri var ve çok iriler. Lordum, onları köyün dışındaki bataklık araziyi kurutmaları ve ekine elverişli hale getirmeleri karşılığında serf olarak hizmetine aldı.

Komşum Rebeca’nın kocası, Gabriel’in doğumundan bir hafta sonra öldü. İçinde fırtınalı, karanlık bir vadi varmış gibi durmadan tıslayarak öksüyordu. Bir gece sabaha kadar kan tükürdü, tan ağırmadan da öldü. Rebeca, Lordum’a onu bir daha evlendirmemesi için 2 domuz ile bir koyun verdi. Yüce gönüllü lordum kendinin ve varislerinin adına dulluk belgesini mühürleyerek Rebeca’ya verdi. Nikahtan men beratını aldığı gün Rebeca sevincinden öyle çok ağladı ki  kocası öldüğünde bile bu kadar çok gözyaşı akıtmamıştı.

Kilisemiz günden güne büyüyor. Azizlerin ve İsa mesih’in yardımıyla arazileri genişleyip, kileri dolmaya başladı. Kilerinden her gün elli tane tuzlanmış domuzu ve yetmiş eşek yükü tahılı,  kilercibaşı muhtaçlara dağıtıyormuş. Tanrı hepimizi günahtan korkan iyi Hıristiyanlardan yapsın.

Sevgili kardeşim,  mektubumu burada bitiriyor ve iyi haberlerini bekliyorum. Sizler için her zaman dua eden kardeşin Alice.

IMG_8920

3.MEKTUP

Lizbeht

Sevgili kardeşim, dün gece bir rüya gördüm. Sen daha evlenmemişsin. İkimiz de çocuğuz, çiftliğin mısır tarlalarında koşuyoruz. Güneşli ama çok soğuk bir gün. Sonra hava birden simsiyah bulutlarla kaplanıyor her yer ve her şey rengini ışığını kaybediyor. Ben senin elinden tutup  kulübemize doğru koşmaya çalışırken bulutlar simsiyah karga kümelerine dönüşüyor ve binlerce karga çılgın gibi gaklayarak üzerimize geliyor. Çığlık atmaya çalışıyorum ama atamıyorum. Boğazım acıyor, sanki yeni sürülmüş bir tarla gibi etleri  parça parça.

Tanrı hepimizi korusun, İsa yardımcımız olsun.

Dün sabah borcumuz olan peynir tekerlerini malikaneye bırakmak için gittiğimde, köyün öbür ucunda iki başlı bir bebeğin doğduğunu öğrendim. Zavallı çocuk bir gün bile yaşamamış. Bu sene büyük bir kıtlık olabilirmiş.

Malikanenin baş terzisi Sarah, Lorduma uzun kış gecelerinde örtmesi için yapılan battaniyeyi gösterdi. On yedi kuzunun derisini tiftik ipliklerle birbirlerine bağlayıp dikmişler. Kuzulardan birisi bizim geçen baharda verdiğimizmiş. 

Eve geldiğimde kurutup kirişlere astığımız üç domuz pastırmasının urganlarını kontrol ettim. Sonra iki çuval mısır ile dört çuval fasulyeyi  farelerden korumak için pastırmaların yanına asmak istedim, çengeller tutmadı. Zavallı William, artık suda şişmiş domuz leşine benzeyen bacağını sürüyerek, çuvallar için 6 çengel daha yaptı.

Sabah Magda’ya, çoraplarını zor giydirdim, ayakları koyun kırkma şenliğinden beri iki parmak büyümüş. Ayaklarını sıcak tutsun diye sımsıkı örmüştüm, sabah iki adım atınca ağlamaya başladı, burunlarından söküp ek yapmalı. Gabriel geceleri hala zor uyuyor, iki akşamdır komşum Rebeca’nın tavsiyesi ile marsıvan otu kaynatıp içirmeye başladım . Magda’nın  kullandığı yaban domuzu dişini sağlamlaştırıp Gabrielin eline verdim. Kaşınan dişlerinin acısını bir parça azalttı sanırım. 

Hatırlarsan sana daha önceki mektupları, Tanrının  ve İsa babamızın küçük hizmetkarı Peter’in yardımlarıyla yazıyordum. Tanrı onu geçen hafta yanına aldı. Manastırdaki rahibelerden biri sabah koyunları sağmak için kalktığında ,ağılın yanında ölüsünü bulmuş. Küçük ve zayıf bedeni karların altında çıplak yatıyormuş. Kimse nedenini anlayamadı. Küçük ve hamarat hizmetkar artık göklerdeki babasının yanında. Şimdi  bu mektubu  yazarken bana kahyanın oğlu Josef yardımcı oluyor.

Sevgili kardeşim, yazabilirsen sen de  daha sık yaz. Mektupların kalbime huzur veriyor .İsa hep yanımızda olsun. Kardeşin Alice .                                                                                          

IMG_89214.MEKTUP

Kardeşim Lizbeht

Sana keşke güzel haberler verebilsem , ama Tanrı bizi daha inançlı Hıristiyanlar olmamız için acıyla eğitiyor. William’ı dün sabah kilisenin mezarlığına gömdük . Bacağını kestik ve kireçledik onu da yanına ama daha derine gömdük. Toprağın üzerine sönmüş kireç attık. 

Sana yazdığım son mektuptan  sonra bacağı daha da kötüleşti, çürümüş et ve haşlanmış lahana karışımı bir koku yaymağa başladı. Koku artık sadece bacağından değil bütün vücudundan    yayılıyordu. Ağrıları öyle arttı ki bezelye lapasıyla sardığım zaman bile azalmıyordu. Evde olduğunda koku sebze tarhının başından bile duyuluyordu. Ölmeden bir gün önce üç aç köpek çürümüş et kokusuyla kudurmuş halde sabaha kadar kapının önünde uludular…. Sabahı göremeden öldü.  Son nefesini verirken yüzünde öyle huzurlu bir ifade vardı ki öldüğüne ağlamadım. Tanrı onu cennetinden mahrum bırakmasın.

Lordum için yirmi yumurta ve bir domuz yavrusu ayırdım. Anneleri değirmenin arkına düşüp öldü. Büyük perhizden önce William henüz hayattayken birazını yedik, birazını da tuzlayıp kuruttuk. Dişisini kendimize bıraktım.

Bu kış kar yerden hiç kalkmadı. Magda bahçeye işediğinde çişi daha yolunu bulup toprağa karışamadan dondu.  Evi çok zor ısıttık. Kuzine bazı geceler sabaha kadar yandı yine de ısınamadık. Buğday  az oldu. Mısırların çoğunun köklerini daha büyüyemeden  fareler kemirdi.

Lordum bahar başında topraklarının kuzeyde kalan parçasını kiralamaya karar verdi. Biz kuzeydeyiz.

Sizi hep düşünen ve dualarından eksik etmeyen kardeşin Alice.

IMG_89165. MEKTUP

Lizbeht,

Sevgili kardeşim, bahar gelmesine rağmen uzun geçen kışın karanlığı hala üzerimizde. Bazı tarlalarda küf illeti başladı. Bizim tarlamızda henüz yok ancak ,küf bir kere başladı mı, her yanı sarar. Küfün başladığı tarlalardaki buğdaylar hemen yakılıyor. Köyün her yerinden ateşler gözükmeye başladı. Pazar yerinde duyduklarıma göre yeni lord Warwick, yakılan tarlaların sahiplerinden alınacak vergilerde bir değişiklik olmayacağını söylemiş.

Magda artık iyice uzadı, boyu diş budak ağacının üçüncü budağına yaklaştı. Gözlerindeki kederi saymazsak neşeli ve sevecen bir çocuk. Dün uzun saçlarını oğlan çocuklarınınki gibi kısacık kestim ve annemin yüzüğünün durduğu kesenin içinde bir tutamını sakladım.  Gabriel’in uykuları marsıvan otunu içmeye başladıktan sonra düzeldi. Artık geceleri sadece bir kez memeye uyanıyor. Önceki gün bir dişi daha çıktı.

Hafta başında lord Warwick’e  yeni bir evlilikten muaf tutulma arzumu ilettim. Son bir haftadır gözüme uyku girmiyordu, kahya dün  lordun hakkımdaki kararını iletti ; ancak 500 su ödersem yeniden evlenmeme hakkım olabilirmiş. Bu neredeyse altı beygir parası. 

Kardeşim, dediğim gibi bizim için kış devam ediyor. Umarım bir dahaki mektubumda daha iyi haberler  veririm. Hepinizi hasretle kucaklıyorum. Tanrı hepimizin elinden tutsun. Alice

LORDWARWİCK’İN EMRİDİR ,

GİLBERT WARWİCK’İN SERFLERİNDEN ALİCE CHİLDYONG, 3 YAŞINDAKİ KIZI MAGDA VE  1 YAŞINDAKİ OĞLU GABRİEL İLE BERABER KAÇMIŞTIR. KAÇAK ÇOCUKLARIYLA BERABER YAKALANSIN VE TUTUKLANSIN.

Bu hikayenin ve mektupların esin kaynağı aşağıdaki iki güzel kitaptır.

“Ortaçağda Bir Kadın”,  Ann Baer, Çeviri: Çiğdem Çalap, Epsilon Yayınları.

“Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla”, Leo Huberman, Çeviri: Murat Belge, İletişim Yayınları.

Görseller; Limbourg Brothers, Tres Riches Heures du Duc de Beery. Kaynak: wikipedia. 


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s