AŞK

IMG_1475.PNG

Bahar ayazına karışmış diken gibi bir yağmur yağıyor. Mart yağmurları böyledir; eski bir aşk acısı gibi keskin soğukla gelir. Hiç ummadığın bir anda yakalanırsın ve kaçacak yer ararsın. Yağmura market dönüşü yakalanıyorum. Poşetlerden ve saçlarımdan sular süzülerek eve geliyorum. Kedilerim bu ıslaklığa, yağmurun giysilerimde ve saçlarımda bıraktığı kokuya bayılıyorlar. Kapıdan içeriye girer girmez cümbüşlü bir koşturmacayla karşılanıyorum. Önce ıslak poşetlerin içindekiler ardından çamurlu paçalarım ve botlarım sevinçle koklanıyor. Hemen yemek işine girişmekten vazgeçip kendimi kanapeye bırakıyorum. Bu üçünün de en sevdiği şeydir; Eğer yağmur yağıyorsa ve ben dışardan ıslak gelmişsem  getirdiğim kokuları tanımaya çalışarak kucağımda uyumak. Elime sabah başladığım kitabı alıyorum ve ben de tıpkı onlar gibi bir yolculuğa çıkıyorum. Onların kokulardan örülmüş hayallerine benim harflerle örülmüş hayallerim karışıyor.

Elimdeki kitap Alejandro Zambra’nın “Bonzai” adlı kitabı. Kırık, dökük bir aşk hikayesi. Bütün aşk hikayelerinde olduğu üzere içinde sevinçten çok keder var. Kitap, bana çok eskilerde taaa çocukluğumda gördüğüm bir yangın yerini hatırlatıyor nedense. Yangın okulun sokağındaki tek katlı bir evde çıkmıştı. Sobadan sıçrayan bir köz önce halıyı, sonra bütün evi yalayıp yutmuştu. Kimse ölmemiş kimse yaralanmamıştı ama yine de ev baştan başa kederdi. Yangın Cuma gecesi çıkmış ve araya hafta sonu girmişti. Biz okula döndüğümüzde üzerinden iki gün geçmişti ama yine de kederi sönmemişti. Kömüre dönmüş duvar iskeletlerinin arasından yanmış, ıslanmış yorganlar, külle sıvanmış kavanoz kapakları, her nasılsa dantelleri kısmen sağlam kalmış perdeler ve sapı tamamen erimiş kırmızı bir okul çantası görmüştüm.  “Bonzai” de öyle bir kitap işte; içinde kederli bir yanık kokusu ve bir aşkın külle kaplanmış iskeleti var.

“Kızın adı Emilia, oğlanın adıysa Julio. Sonunda Emilia ölüyor, Julio ise ölmüyor. Gerisi edebiyat.”  Zambra, daha kitabın başında bize adı Emilia olan kızın öleceğini söyleyip, dikeni baştan batırıyor ama bu yine de acıya alışmamızı kolaylaştırmıyor.

Emilia ile Julio’nun hikayesindeki zaman dilimi seksenli yılların başı. O tarihlerde henüz çok genç ve sırılsıklam aşıklar. Sevişmeden hemen önce birbirlerine kitap okuyorlar ve kitaplardan onlara doğru genişleyen bir denizin içinde uykuya dalıyorlar. Onların aşk hikayeleriyle beraber kanatlarından yağmur süzülen bir kuş gibi hızla kendi hikayemin içine dalıyorum. Emilia, benden beş altı yaş büyük ama yine de seksenlerde henüz otuz olmamış, hala ilk gençliğin hülyalı sularında. Seksenler kitapların henüz aşka ait sayıldığı yıllardı, acıyı, aşkı ve hasreti layıkıyla demlerlerdi.  Okuduğumuz her kelime aşka ait bir tılsımdı ve büyüsü hala kaybolmamıştı.

Emilia ile Julio da  Mişima’yı, Cioran’ı, Nietzsche’yi Perec’i okuyorlar ve acıya alışma talimleri yapıyorlar. “Kayıp Zamanın İzinde”’yi okurken tam 373’üncü sayfada ayrılıyorlar. Herkes kendi yoluna gidiyor. Zambra, bize niye ayrıldıklarını niye kitap okumaktan, sevişmekten ve acıyı öğrenmekten bu kadar kolay vazgeçtiklerini söylemiyor. İlişkilerinde bizim bildiklerimizle içini dolduramayacağımız derin boşluklar var, tıpkı her aşk hikayesi gibi. Zambra’nın kitabın en başında söylediği gibi hikayenin en sonunda Emilia ölüyor, Julio ise Bonzai’si ve kederiyle başbaşa kalıyor.

Üç aşağı beş yukarı aynı zaman dilimlerinde Emilia ile aynı kitapları okuyoruz ve aşık oluyoruz. Ben, onun Proust, Nietzsche ve Perec  okuduğu tarihlerde, bir yaz boyunca  “Yüz Yıllık Yalnızlık”’ın kahramanlarıyla beraber soluk alıp veriyorum. Aynı senenin kışında Yeti’yle birbirimizi göremediğimiz bir Şubat tatilinde ağlayarak “Ve Durgun Akardı Don”u okuyorum. Evlilik için gün aldığımız gün elimde “Clarissa” var. Onun kocaman siyah gözleri benim küçük mavi gözlerim var. O, hikayelerinin bir yerinde Julio’dan vazgeçiyor ben geçmiyorum. Ben küçükken yangın geçirmiş bir yerin sonunda nasıl kapkara bir iskelete döndüğünü görüyorum, Emilia görmüyor. O kendini yirmili yaşlarının sonunda bir metronun önüne bırakıyor ben aynı yaşlarda çocuk büyütmeyi tercih ediyorum. Kızımı ayağımda sallarken “Koku” yu, “Solak Kadın”ı “Parfümün Dansı” nı okuyorum. Emilia, kelimeleri ürkeklikle kuşanıyor, ben çoğu zaman patavatsız olabiliyorum. Sonunda o ölüyor ben hala yaşıyorum.

Kitap bittikten ve içimde bir sızıyla başbaşa kaldıktan sonra Emilia hayatta olsaydı acaba şimdi hangi kitabı okurdu diye düşünüyorum ve Emilia’nın seveceğini umduğum bir kitap seçiyorum; adı “Bonzai”. Kederli, yangın yeri gibi bir aşk hikayesini anlatıyor ve sonunda kız ölüyor. Ben hala yaşıyorum.

Alejandro Zambra, “Bonzai”,  Çeviren ; Çiğdem Öztürk, Notos Kitap.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s