ELÇİLER

IMG_2397

Bugün önüme çıkan herkese en çok istediği şeyi sordum ama sadece üç kişiden cevap aldım. Birisi sabah marketin manav bölümünde rastladığım yaşlı teyzeydi. İki büklüm limon seçiyordu. Bulanık bir yeşile dönmüş sulu gözleriyle yüzüme baktı, kısa bir süre durdu, sonra : “beş sene önce sorsaydın ya da ne bileyim on sene önce, başka şeyler derdim belki ama artık en çok istediğim şey yatağa düşmeden gelecek hayırlı bir ölüm” dedi.

Akşamüstü kedilerime yaş mama almak için çıktığımda ikinci kattaki küçük kızlara rastladım. Apartmanın önündeki uzun boşlukta üç yaşlarında olan gözlüklü, kıvırcık saçlı olan küçüğe ondan iki yaş büyük ablası kaykaya binmeyi öğretiyordu. Önce biraz havadan sudan konuştuk. Gittikleri yuvadan, ayakkabılarının üzerlerindeki pembe pullardan, kaykaylarının gökkuşağı gibi rengarenk parlayan sapından ve çileğin ne güzel bir meyve olduğundan bahsettik. Köşedeki berberin yeni yıkayıp ikram ettiği çilekler bitmeden sordum “ kızlar en büyük dileğiniz nedir” diye. İkisi de aynı anda çilekten pembeleşmiş parmak uçlarını tabaktan çekip biraz düşünmek istediler. Kumral başlarını gökyüzüne doğru kaldırıp, gözlerini yuvalarında iki tur döndürdükten sonra büyük olanı “ Mira’yla barışmak” dedi. Küçük olansa, karar vermiş olmanın neşesiyle tabakta kalmış son çileğe uzanırken “kaykay” dedi ve hemen ekledi “bu ablamın”.    “Tamam o zaman” dedim “ dilekleriniz belliyse bu gece balkonda durup gökyüzüne bakacaksınız, eğer son bir yıl içinde kimseye kötülük yapmadıysanız birbirlerine doğru kayan ve birleşen iki yıldız göreceksiniz, işte tam o anda dileklerinizi tekrar edeceksiniz, bakın görün nasıl hemen olacak” Büyük olanı yüzüme şüpheyle bakıp nereden bildiğimi sordu, kulaklarına doğru eğilip, bir sır paylaşır gibi “Hızır’la İlyas öyle söyledi” dedim ve kedilerime mama almak için yanlarından uzaklaştım. Eğer biraz daha ısrar etselerdi onlara “Binboğalar Efsanesi”ni anlatacaktım ama ben yanlarından ayrılırken ikisi de ikna olmuş gözüküyordu.

“Bu gece beş Mayıs’ı altı Mayıs’a bağlayan gecedir. Bu gece denizlerin ermişi İlyas’la karaların ermişi Hızır buluşacaklar. Dünya kurulduğundan bu yana bu iki ermiş her yıl, yılın bu gecesinde buluşurlar. Eğer bir yıl buluşmayacak olsalar, denizler deniz, topraklar toprak olmaktan çıkar. Denizler dalgalanmaz, ışıklanmaz, balıklanmaz, renklenmez, kururlar.Topraklar çiçeklenmez, kuşlar, arılar uçmaz, ekinler yeşermez, sular akmaz,yağmurlar yağmaz, kadınlar, kısraklar, kurtlar, kuşlar, börtü böcek, tekmil yaratık doğurmaz. Eğer onlar buluşmazlarsa….Kıyametin habercileri Hızırla İlyas olacaktır.

 Hızır’la İlyas her yıl dünyanın bir yerinde buluşurlar. Onlar o yıl hangi yerde buluşmuşlarsa orada bahar bir başka türlü patlar, o yıl çiçekler daha bol, daha büyük, her yılkinin birkaç misli iri açarlar. Arılar daha renkli, daha kocaman olurlar. İneklerin, koyunların sütleri daha bol, daha besleyici olur. Gök daha arıd aha başka mavilenir. Yıldızlar daha irileşir, daha parlaklaşırlar. O yıl ölüm de olmaz. Ne bir kuş, ne bir karınca, ne arı, ne kelebek ölür.

 Hızır’la İlyas’ın buluştuğu an, biri mağrıptan, biri maşrıktan iki yıldız doğar, yıldızlar Hızır’la, İlyas’ın buluştuğu yerin üstüne kayarak gelirler, tam Hızır’la İlyas birbirlerinin elini tutarken onlar da birleşirler, tek bir yıldız olurlar. Hızır’la İlyas’ın üstüne ışık olup sağılırlar. Hızır’la İlyas’ın el ele tutuştuğu, yıldızların gökte birleştiği an dünyada her şey durur, akarsular kirp diye oldukları yerde donmuşçasına kalırlar, yeller esmez, denizler dalgalanmaz, yapraklar kıpırdamaz, damarlardaki kan akmaz, kuşlar uçmaz, arıların kanatları titremez. Her şey durur, hiç, hiçbir şey kıpırdamaz. Yıldızlar akmaz, ışıklar yürümez. Dünya bir an için ölür. Sonra her şey birden uyanır, dehşet bir yaşam patlar.

 İşte bu gece sabaha kadar insanlar birleşen yıldızları görmek için evlerden dışarı uğrarlar, yüksek yerlere, dam başlarına, minarelere, tepelere, dağ başlarına çıkarlar. Bir de su başlarını beklerler. Çeşmelerin , pınarların, çayların başlarını beklerler. Gözlerini sudan ayırmazlar.

Kim ki gökyüzünde yıldızların birleştiğini görür, o anda ne isterse olur. Ama ne isterse.”

Balkonda Hızır ve İlyas’ın buluşmasını kaçırmamak için bir yandan gökyüzünü seyrediyorum bir yandan da “Binboğalar Efsanesi”’ni okuyorum. Kızların sesi alt kattan ayakkabılarının üzerindeki pembe pullar gibi, cıvıltılı bir neşeyle balkona doluyor. Küçüğü “kaykay kırmızı olsun ama” diyor büyüğü ise “Mira benimle barışsın”.

Bu gece semada kayarak birbirlerine yaklaşacak ve umut olup üzerimize akacak olan o iki yıldızı bekleyin.. Bu gece sabaha karşı, tan henüz ağarmadan….

Her iyiliğin bir nasibi ve ağır, hafif demeden her dileği taşıyacak bir elçi mutlaka vardır.

“Binboğalar Efsanesi”, Yaşar Kemal, Yapı Kredi Yayınları.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s