DÖL SUYU

IMG_3989

Ilık bir suyun içinde yüzdüğümüz o dokuz ayı ne yazık ki hatırlayanımız yok. Oysa o korunaklı zarın içindeki küçük su adası ilk evimiz. Bu nemli mahzenden geçmemiş tek bir insanoğlu yok. Hayatın asıl kaynağından ayrılışımız bu yüzden sadece bize ait olan ilk ve tek travmamız. Kökenlerimizden getirip DNA’mıza korku, hüzün, utanç, kaygı olarak işlenenler ise başka döl sularından geçerek bize aktarılanlar.

Plesanta içindeki çabasız bir varoluştan sonra sancılar içinde dar bir tünelden geçip çığlıklarla dünyaya konmak… Bundan daha iç acıtıcı az şey vardır gerçekten. Ancak belki bu hikayede tek güzel olan şey sonsuza dek ayrıldığımız bu ıslak anavatanı bir daha hiç hatırlayamayacak oluşumuz. Eğer uyanık bir bilinçle hatırlayacak olsaydık sanırım o hasretle dünya üzerinde bu kadar uzun kalamazdık.

Çöl sıcaklarının ateşten bir çatı gibi İstanbul’u kapladığı günlerde Otto Rank’ın                    “Doğum Travması” adlı kitabını okuyorum. Çevirdiğim her sayfada ve altını çizdiğim her satırda sanki dünyayla aramdaki göbek bağı daha da sıkılaşıyor.

Otto Rank, pek çok açıdan ilginç bir şahsiyet. Onu ilginç kılan yanlardan biri psikoloji eğitimi almamasına rağmen Freud’un da desteğiyle varoluşçu psikoterapinin öncülerinden sayılması. Adler ve Jung’a karşı uzun bir süre Freud’un görüşlerini savunması aralarındaki baba/ oğul, kral/ veliaht ilişkisini güçlendiren önemli bir unsur olarak görülmüş. Ancak şimdi elimde tuttuğum “Doğum Travması” adlı kitabı yayınlamasıyla ebedî kehanet gerçekleşmiş ve kutsal babası Freud tarafından terkedilmiş. “Doğum Travması”, bu yüzden hem içeriği hem de Freud’la Rank arasındaki ilişki semboliklerini deşifre etmesi bakımından özel bir kitap.

Rank, bu kitabında kabaca rahimden dünyaya düşme travmasının nevrozun asıl kaynağını oluşturduğunu söyler. Döl yatağını ve doğal olarak anneliği hem yaşamın hem de ilksel kaosun merkezine yerleştirmesi Freud’un “babayı/erkeği” major figure olarak gören öğretisini derinden sarsar. Bu yüzden kitap yayınlanır yayınlanmaz sadece ilişkilerinde değil psikanaliz dünyasında da büyük bir yarılma gerçekleşir. Freud’un biricik veliahtı, sekreteri, sağ kolu neredeyse ona ihanet etmiş, psikanalizi baba odaklı/ Oidipal olmaktan çıkarıp döl yolunun sularıyla yıkamıştır.

Otto Rank’ı diğerlerinden farklı kılan yanlardan biri de işte bu ustasından farklı düşünebilme cesaretidir. Freud’dan; onu psikiyatri dünyasına tanıştırmış ve parlatmış himmetli vasisinden kopacağını bile bile rahimi baştacı yapmış, fallusun otoritesini tahtından indirmiştir.

Rank’a göre içinde yüzdüğümüz küçük denizi koruyan kutsal rahimden kopuş anımız hayatı daha sonra nasıl karşılayacağımızın özetidir. Eğer erken ya da kolay bir doğumla dünyaya gelmişsek doğum travmamız hafif olacaktır. Bu temel anlamda yumuşak huylu çocuklar olarak büyüyeceğimizin ve ancak ölümle karşılığını bulacak olan geri dönüş arzusunu şiddetle hissetmeyeceğimizin işaretidir. İlksel kaygının bu görece hafif halinde nevrozlarımız da tıpkı doğum anımız gibi içedönük depresif haller şeklinde yaşanacaktır. Ama eğer anne rahminde durmayı, o suyun içinde salınmayı çok sevdiysek ve annemizin hamilelik süresini sonuna kadar kullandıysak geri dönme arzusu dünyayla aramızda bir bariyer olarak kalacaktır. Bariyeri yıkmanın, bu yakıcı hasretle başa çıkmanın tek yolu sanat ve yaratıcılıktır. İşte bu; süreyi sonuna kadar kullananla, sabırsız olan arasındaki hayata tutunma payının göz kamaştırıcı dengesi büyüleyicidir.

Döl yatağında geçirdiğimiz zaman da en az doğum şeklimiz kadar hayata ve ölüme olan mesafemizi gösterir. Rahmin karanlık, ıslak ve gizli toprağı ile mezarımız arasında görünmez bir göbek bağı vardır. Canlandığımız toprakla tekrar can bulduğumuz toprağın arasında ise büyük kısmı yer altından akan bir hayatın nabzı atar.

Rank, bu bilince uğramayan ilksel hasretin gül gibi açtığı tek bir yer olduğunu söyler; rüyalarımız! Bir cenin olmaya en yaklaştığımız uyku halinde görülen her su imgesi anne rahmine dönüş arzusunun bir yansımasıdır. Bu yansıma çok derinlerde bir yerlerde kavuşacağımız son rahmi yani ölümü gösterir. Bilince çıkmaması, kuyunun dibinde sakin ve sessizce yüzmesi gücünü azaltmaz aksine ağırlığını arttırır. Bu nedenle rüyamızda gördüğümüz sadece açık denizler değil bir bardağın içindeki su dahi bir zamanlar içinde yüzdüğümüz ılık suyun hasretinedir.

Rank, kitabında kadını varoluşçu psikoterapinin merkezine yerleştiren bakış açısını mitolojiden, tarihten ve sanattan aldığı kavramlarla da besler. Bunların en çarpıcılarından biri Yunan Mitolojisi’ni ve edebiyatını doğum travması merceğinden açıklamasıdır.

“Yunan halkı doğum travmasının böylesine geniş boyutlu bir idealeştirmesini nasıl gerçekleştirebildi? Bu benzersiz gelişmeyi anlamamız için belki en eski Yunan tarihi bir ipucu verebilir bize. Bütün sonuçlarıyla birlikte Dor göçünü kastediyorum. Bu göç hareketi Yunan halkının bir bölümünü çok eski bir başlangıç döneminde anayurttan dışarı uğratmış, karşı kıyıdaki İon adalarına geçmeye ve Anadolu kıyılarında yeni bir yurt aramaya zorlamıştı. Kendi yurtları olan anavatandan bu zorunlu ayrılış, anneden zorla uzaklaştırma olan doğum travmasının bir anlamda tekrarı olarak Yunan kültürünün daha sonraki bütün gelişimini belirlemiş görünüyor. Kuşkusuz Homeros destanları, özellikle İlyada, bu büyük göç tamamlandıktan sonra ortaya çıkan ilk sanatsal tepkidir ve Yunanlı kolonistlerin Anadolu kıyılarında yerleşmesini anlatır. Troya kalesini alıp anayurttan kaçırılmış ve hep genç olan Helena’yı kurtarmak için verilen savaş, Yunanlı göçmenlerin yeni ülkelerinde yer edinirken yaşadığı endişe dolu deneyleri anlatır. Asyanın ana tanrıçalarının Yunanistan’daki karşılığı olan Demeter kültü Heredotos’a göre Dor göçünden önce Pelopones’te yerleşmişti. Bu da bizim Dor istilacılarının yerlerinden ettiği halkta toprak ana saplantısının gücüne ilişkin tahminimizi destekliyor; aynı zamanda, Dorların belki de bu çok fazla anneye yönelmiş eğilime tepki olarak oğlan sevgisine sığınmış olabileceğinin bir işareti. Peloponnesli soylu Dorların vücut geliştirmeye önem veren savaşçı kültürünü sadıkça yansıtan Herakles figürü de olsa olsa kahramanlaştırma yoluyla anneden uzaklaşmanın zorluklarını barındırmaktadır”

İşte bu yukarıdaki en sevdiğim pasaj bile Otto Rank’ı okumak için güçlü bir sebeptir. Döl yolundan geçerken unuttuğumuz bütün güzelliklerin hatırası için iyi ki yazmışsın Otto…

Çünkü, çünkü “ şeyler nereden çıkıp oluşmuş ise yine orada yok olmak zorundadır.”*

* Anaksimandros.

Otto Rank, “Doğum Travması”, Çeviri; Sabir Yücesoy, Metis Yayınları.

Yazı görseli: Hu Jundi’nin resminden çalışılmıştır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s