DULCİNEA

IMG_4945

“Daima rüzgarın estiği yönün tersini gösteren, horoz biçimindeki, ince uzun yelkovana benzerdi aklı.”

Benim aklım da horoz biçimindeki bir yelkova benzediği ve hep rüzgara karşı uçtuğu için olacak Don Kişot’un yeri ayrıdır kalbimde. Nezaketine, cesaretine ve aşkına yaraşır bir tahtı vardır kuytuda. Ruh haritamın yüksek bir dağında, prensesi Dulcinea’nın mezarını rahatça seyredebileceği ama üstündeki yazıları okuyamayacağı bir taraçada dinlendiririm onu.

Kimselerin bilmediği bu revnaklı ve havadar köşede canım her istediğinde hikayelerini dinlerim. Onunki kadar lekesiz ve ışığı bol kalbe az rastladığım için de anlattığı her şeye inanırım.

Bazen günlük telaşlar içinde debelenirken onu unuttuğumu farkederim. Mesela kılçıksız diye aldığım taze fasulyenin bitmeyen kılçıklarını ayıklamaya çalırşırken ya da beyazların içine karışmış siyah bir çorap tekine hüsranla bakarken içime hafif bir karanlığın süzüldüğünü hissederim. İşte o zaman hiçbir güçlüğün yıldıramadığı ve hiçbir gerçeğin acıtamadığı şövalyemi kısa bir an için unuttuğumu anlarım; Kalbim, Don Kişot’umun güneşinden, ayından ve cümle yıldızlarından uzak düştüğü için tutulup kararmıştır. Çünkü “O” gelmiş, geçmiş ve gelecek bütün şövalyeler içinde baştan aşağıya iyilik ve saflıkla giydirilmiş olan tek şövalyedir.

Kader tarafından hediyelendirilmiştir. Ve bu yüzdendir ki talihten payına düşenler, prenseslerin en güzeliyle, seyislerin en cesuru ve atların en hızlısı olmuştur. Bakmayın siz Dulcinea’nın tombul bir köylü kadını, Sanço Panza’nın göbekli bir ayyaş ve Rossinante’nin uyuz bir katır olduğunu iddia edenlere. Bu çirkin iftiraları atanlar iyiliğin ürküttüğü, saflığın korkuttuğu mutsuzlardır ve her mutsuz gibi suratlarına çarpacak bir iyilik ışığı ile er ya da geç aydınlanacaklardır..

Şimdi gelelim Dulcinea’nın güzelliğine ve asilliğine.. Başından söylemeliyim ki ben Dulcinea’nın göz kamaştıran güzelliğini ve Toboso Prensesi olduğunu bilip, inananlardanım. Aslına bakarsanız bunu ispat etmek için neden göstermek zorunda olmamakla birlikte şu çok bilinen sözü avam olmayı göze alarak tekrarlamak isterim “ Kedi ulaşamadığı ciğere murdar dermis..” Evet! Murdar dermiş! Bakın işte bu “murdar” olma kısmını seve seve ispat edebilir, hatta size kedileri bile tek tek gösterebilirim.

İçinizde Cervantes’in Don Kişotu’nu okuyanlar, hemen Dulcinea’nın çirkin, şişko ve pasaklı bir köylü kadını olduğunu söyleyecek ve delil diye mezar taşına yazılmış şu satırları göstererek ve beni yalancılıkla suçlayacaklardır..

“Şu pis suratlı, kocaman göğüslü

Kılığı kıyafeti savruk kadın,

Yüce Don Quijote’mizin gönlünü çalan

Toboso Kraliçesi, güzel Dulcinea’dır.

 Dulcinea yatıyor burada.

Tombul ama eti sıkı bir kadındı;

Ama şu korkunç, acımasız ölüm,

Bir avuç küle çevirdi onu.

 Katıksız bir soydan geliyordu.

Arasıra bir hanıma bile benzerdi.

O, hem Don Quijote’nin sevgilisi,

Hem de köyünün şanı, şerefiydi.”

İşte; Toboso Prensesi Dulcinea’nın güzelliği için benim göstereceğim delil de tam da sizin delil diye göstereceğiniz bu satırlardır. Bu soneyi, sone diye utanmadan yazanlar Argamasilla Akademisi üyeleri olup, size göstermek istediğim kedilerin ta kendileridir. Çünkü Don Kişot gibi eşsiz bir şövalyeyi ve aşkını kıskanmaktadırlar. Kendileri, popalarını yumuşak minderlere yayıp, kitap yalayıp yutmaktan sürmenaj olmuşlardır. Sütlaça dönmüş kafalarıyla da Dulcinea’nın güzelliğini görememişlerdir. Üstelik yel değirmenleriyle savaşmak yerine yan gelip yatmayı tercih eden tembel tenekelerdir hepsi. Benim cesur şövalyem de o tenekeleri, miğfer diye başına geçirip bütün haksızlığa uğrayanlar için bıkıp usanmadan savaşmıştır. Nokta!!!

Dulcinea, ne koca memeli ne de suratsızdır! Nokta!

Mezar taşı tartışması kapanmıştır. Bitti! Nokta!

Ama hayır! Bu iftira dolu mezar taşı yazısı için bu kadarcık yazmak öfkemi geçirmedi. Hem içim soğusun hem de yalanları yüzlerine çarpılsın diye şövalyelerin en dürüstü olan Don Kişot’un, Dulcinea için söyledikleri paylaşmak istiyorum izninizle;

“ Doğa Dulcinea’ma, her şeyin en yetkin, en kusursuz olanını vermiştir; bütün vücudu benlerle kaplı olsaydı bile bunlar insana birer ay, birer yıldız gibi gelirdi.”

Bakın, bırakın 1100 sayfalık kitaptaki Dulcine’nın bütün tariflerini sadece şu kısacık paragrafı okuyun. Haksız mıyım Allahaşkına? yalan nedir, korku nedir bilmeyen ve aynı zamanda eşsiz bir centilmen olan Don Kişot’un söylediklerine mi inanayım yoksa aşktan bi haber kedilere mi?

Hem size son olarak bir şey diyeyim mi? cesareti olmayanın aşkta da kısmeti olmaz! Aşkta kısmeti olmayan da zaten hiçbir güzelliği göremez.

Şimdi, içine nasıl olmuşsa siyah çorapların da karıştığı bir sepet beyaz çamaşırı asmadan evvel Don Kişot’tan kısacık bir bölüm okuyup saflığıyla aydınlanacak ve şu çirkin mezar yazısını unutmaya çalışacağım.

“Hiçbir şövalye, köyünden bu şatoya gelen Don Quijote kadar ihtimam görmedi kadınlardan. Hizmetindeydi soylu hanımlar, atınaysa bakıyordu Prensesler.”

Miguel De Cervantes, “Don Quijote”, Çeviren: Bertan Onaran, Sosyal Yayınlar.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s