YENİ YIL HEDİYESİ 2

IMG_5105

Deli miydi akıllı mıydı beni mi delirtmeye çalışıyordu, bilmiyorum ama topu kendi sahasında çevirdiği kesindi. Sorduğu her soru, ister istemez değecek bir cevap buluyordu..

“Sizde kesin hem Oğlaklık hem de Başaklık var, hadi bu kısa ahbaplığımızın hatırına doğruyu söyleyiverin bakayım ” dedi. Kendimin de anlayamadığı bir “Evet” çıktı ağzımdan “ Biraz yabani ve kılçıklı olduğum doğru olabilir ama gerçekten makyajınıza bakmıştım” deyiverdim. Günün yorgunluğu mu çökmüştü yoksa aptalca mücadeleden mi bıkmıştım bilmiyorum ama başka bir çıkış kapısı aradığım kesindi.

“ Ahhh!” dedi incecik ferah bir iç çekişle..“ Ne güzel! Ne güzel!” diye ellerini çırptı. “Sonunda dostluğumu kabul ettiniz. Aslında yabaniden çok yabani olmayı seviyorsunuz bence siz.. Ben anlarım, hem de şıp diye. Ama bakın bu kadar kılçıklı olmayı bırakın yoksa hayat boyu sakinleşemezsiniz, hep böyle çıplak elektrik teli gibi gezersiniz sonra ” dedi.

Artık aramızdaki tuhaf gerginlik bitmişti. Köprüyü geçmiş, Kozyatağına gelmiştik bile. En fazla yarım saat içinde evimde olur, kedilerimi kucağıma alıp, severek bu saçma akşamı unuturdum. “Teşekkür ederim, söylediklerinizi aklımda tutacağım” dedim, bu saçma gerginlikten zaferle çıktığını ihsas ettiren bir tonla. Bu kibar cevap onu susturacak, onaylandığından emin olduğu için benle uğraşmaktan vazgeçecekti.. Ama öyle olmadı! “Durun o zaman size bir yeni yıl hediyesi vereyim, içimden geldi” deyip ellerini çantasının içine daldırıp bir şey aramaya başladı.”Lütfen hiç gerek yok, gerçekten zahmet etmeyin” falan demedim. Artık kapıp koyvermiştim. Aradığı ne idiyse bir türlü bulamıyor, bulamadıkça çantanın içinde eline geçenleri kucağına çıkarıyordu.

Kucağı bir yığın eşyayla dolmaya başlamıştı; Kapağı olmayan, gelişigüzel sıkılmış bir ipana diş macunu, az evvel çıkardığı içinde tuhaf bir sıvı olan şişe, yer kaplamasın diye dörde katlanıp, hamura dönmüş 11 Aralık tarihine ait bir Hürriyet gazetesi, pembe bir şemsiye, aynı cırtlak narçiçeği renginden iki ruj, bir adet elbise temizleme fırçası, tek sapı kırık bir yakın gözlüğü, iki sapı da sağlam bir gözlük daha.. Ama yok aradığını bulamıyordu işte. Derken kucağına artık sığmadığı için çantanın içinden çıkanları benim paltomun üzerine de dizmeye başladı.

Bu tuhaf vodvilin artık sadece izleyicisiydim. Kucağım bir anda, yarısı yenmiş nestle gofret, patlayacakmış kadar dolu şeffaf makyaj çantası, kimi telleri bağırsak gibi yanlara saçılmış ikinci bir bozuk şemsiye, cımbız, iki adet balıklı Viskas kedi konservesi ve büyüteçli bir yuvarlak masa aynası ile dolmuştu. Neredeyse ağlamak üzereydim. Üstelik köprüde bile akan trafik Kozyatağı ışıklarda sıkışıp kalmıştı. On dakikadır süren çanta dökülüşü boyunca otobüs bir gıdım bile ilerlememişti.

Kucağımdaki yığının üzerine en son iç içe geçmiş, ponponlu mavi ev terliklerini koyduktan sonra “ Hahh çok şükür nihayet buldum” dedi sevinçle. Ardından ter içinde kalmış dudak üstüyle, alnını, kolunun içiyle silerek cep telefonunu eline aldı. Onda olmasını hiç beklemediğim son model bir akıllı telefondu. Telefonu eline alıp, dilini az evvel sanki güzel, sulu bir meyve yemiş gibi damağında şaklatarak “ Şimdiiii sizin haritanızı çıkaracağım, bakalım bakalım siz sandığınız kişi misiniz yoksa sandığınız kişinin tuhaf bir gölgesi mi” dedi.

İstediği ne varsa tane tane söyledim. Teslim bayrağını çekmiş, bu yolculuğun bir an evvel bitmesi için içimden dua etmeye başlamıştım. Delilerden çocukluğumdan beri çok korkardım. Mesela “Depreme yakalanmak mı bir deliyle aynı odada yalnız kalmak mı daha korkunç” diye sorsanız hiç düşünmeden “Deliyle kalmak” derim size. Çünkü insanın kontrol edilemez ruh hallerini, doğanın kontrol edilemezliğinden bile daha ürkütücü bulurum. O yüzden kuzu kuzu önce doğum tarihimi, sonra doğum yerimi ve saatimi söyleyip elindeki telefonla ne yapacaksa artık onu yapmasını bekledim. Bir aplikasyona verdiğim bilgileri girdikten sonra ekranda beliren daire içindeki renkli çizgilerden oluşan şeyi yüzüme doğru tuttu:

“ Bakın gördünüz mü? işte bu sizsiniz! Aaa işte bakın yaşasınnn ! Tam tahmin ettiğim gibi ayınız Oğlak’ta ve yükseleniniz Başak’ta” Bir an durdu iç çeker gibi yüzüme baktı “Sizin için üzülmekte haklıymışım tam poşete sarılmış bir ruhmuşsunuz” dedi ve ekledi: “Ama üzülmeyin, bakın şurada tam on birinci evinizde ışıl ışıl parlayan bir Venüs’ünüz var, sizi biraz olsun başkalarına sevdirecek şey işte o Venüs.. Eğer o olmasaydı keçi boynuzu gibi olacakmışınız. Ağzına biraz tat gelsin diye kemir dur…sonra”

Transa geçmiş gibi konuşuyordu, arada duraklayıp, derin bir nefes aldıktan sonra bütün vurguların hakkını vererek beni yerden yere vurmaya devam ediyordu. Resmen “poşete sarılmış ruh” demişti kadın bana.. Olacak iş değildi bu.. Sakin sakin kendi ahvalimde akarken başıma neler gelmişti.. Hiç tanımadığım kadına bütün bilgilerimi vermiştim. Acaba bu bilgileri kullanarak kredi kartımdan para falan çeker miydi ya da ne bilim işte Tc numarama ulaşabilir miydi.. Çeşit çeşit dolandırıcı vardı.. Atla kadının üzerinden geç işte.. Alemin delisiyle ne işin var. Olmazsa git en aşağıda şoförün yanında ayakta bekle, ölür müsün sanki..

Aniden gelen korkumu, tedirginliğimi anlamış gibi: “ Şüpheleniyor musunuz benden, korkuttum mu yoksa sizi? Bakın bunlar hep şu on ikinci evinizde pusuya yatmış Pluto’dan işte. Bu var ya bu? insanı küçük dostluklardan bile alıkoyar. İnsanın içine hep bir vehim hep bir korku salar.. Yalnızlık verir.. kimseyi sevdirmez ”

Yol artık açılmış ineceğim yere yaklaşmıştık. Yağmur dinmişti. Burada inip dolmuşa binsem ya da yürüsem bile olurdu. Ama içimde taç yaprakları gittikçe genişleyen bir çiçek açılmaya başlamıştı; benim en olmayacak yerde açan merak çiçeğim.. Üstelik söylediği şeyler sanki ucundan kenarından bir yerlere dokunuyordu..

“ Bakın size ilk otobüse bindiğimde sormuştum hani “ makyajım akmış mı” diye siz de bakmadan “hayır akmamış” demiştiniz..Kaygımı küçümsemiş, beni baştan savmıştınız..” “Yok hayır gerçekten bakmıştım” diyecek kadar bile mecalim kalmamıştı artık. “hı hı” diye başımı salladım.. Gözlerimin içine dik dik bakıp : “ İşte bu hep şu cimri ve kibirli Jüpiter’iniz yüzünden” dedi ve ekledi: “Dikkatli olun! Bu Jüpiter hep kendine ister ama sonra dona kalır. Çünkü ufacık bir iyiliği bile vermeden alamazsınız.. Evrende her şey böyledir.. Dinliyorsunuz di mi beni? Aaaa ama bakın ne varmış burada? Oh çok şükür nihayet güzel bir şey gördüm haritanızda, sizi daha iyi biri yapan/ yapacak olan bir şey; sineği bile incitmekten korkan bir Mars ile kendi egosunun öğretmeni olmayı seçmiş bir Satürn, yok sizden katil falan olmaz.. Olsa olsa sinameki, vehimli, hadi belki şu Merkür, Neptün açısı yüzünden azıcık eserekli biri olur. Ama bakın şunu görüyor musunuz şu çılgın Uranüs’ü? Bakın şurada, parmağıma bakın! Tam Plüto’nun yanında, gördünüz değil mi? Cık cık cık nasıl da gelmiş kurulmuş oraya hem de tam büyük malefiğin yanına… Utanmazzz seniii!”

Bunları bana mı söylüyordu yoksa kendi kendine, harita dediği şeyin üzerindeki gezegenlere mi söylüyordu artık geçekten umursamaz olmuştum. Utanmaz dediği kimdi mesela Plüto mu, Uranüs mü yoksa ben miydim? Keşke alt katta şoförün hemen arkasındaki tekli koltuğa otursaydım.. İçimden durakları sayıyordum Sadece 3 durak kalmıştı.. Hala nefes almadan konuşuyordu..

“ Sizi delirmekten korkutan şey bu işte; şu yaramaz Uranüs! Bunun sizin haritanızdaki gibi açısı olanlar genelde böyle sinirleri gergin insanlardır! Niye derseniz? Çünkü akıllarının evhamdan çürüyüp, bacadan kaçacağını sanırlar, cins cins en akla hayale gelmedik korkularla doldururlar zihinlerini de ondan”

Artık araya girmeye mecbur hissediyordum. Kadın beni durduk yerde şifahen paralıyordu.. Son gücümle “ Hanımefendiğim gerçekten hiç ama hiç gergin de değilim, korkak da, sadece tanımadığım insanlarla konuşmayı sevmiyorum” dedim.

“Her neyse işte, ben haritanıza bakıp konuşuyorum…. Sonuçta kimse yoğurdum ekşi demez! Der mi? Demezzz! O yüzden ben haritaya bakarım. Neyse o! Mesala siz şöyle benimkine benzer ; kıpkırmızı, horoz ibiği gibi aşağı doğru erimiş bir şapka takmaya bile korkarsınız! Yalan mı?

Adını bile bilmediğim bir kadın sözde bana ait olduğunu iddia ettiği bir hikaye anlatıyor ben de onu çaresizce dinliyordum. İçinde bulunduğum pozisyon tuhaf ötesiydi. Yarısı yenmiş nestle gofret, jelatininden paltomun ikinci düğmesinde asılı kalmıştı, mavi ponponlu terlikler hala ikimizin arasında ama daha çok benim bacaklarıma yaslanmış duruyordu ve sanki otobüse bindiğimden beri bir saat değil de koca bir gün geçmişti.

Birden durdu, etrafındaki öte beriyi, kafasından arka koltuğa düşmüş horoz ibiğine benzer bereyi ve düğmeme takılmış gofreti falan toparlayarak:

“ Ayyy durağı kaçıracakmışım neredeyse” dedi. Sonra döndü:

“Haritanız size yeni yıl hediyemdi umarım bundan sonra dostluklara kendi hayallerinizden daha çok önem verirsiniz ve 2018’de küçük bir sohbeti bile esirgeyecek cimrilikten kurtulursunuz. Haa az kalsın unutuyordum 12. Ev plütosu kargaları çok sever. Bakın şurada.. Neredeydi hah şuraya gazetenin arasına koymuştum kırılmasın diye.. İşte benden size huysuz bir karganın kuyruk tüyü, hadi iyi seneler..”

“Teşekkür ederim” dedim. Sesim, esaslı bir sopa yedikten sonraki pişmanlığa benziyordu.. Elimde sıkı sıkı tuttuğum karga tüyüne bakıyordum, nasıl da ışıltılıydı.. Eve girdiğimde ilk işim çantamdaki onca öteberinin içinde kedilerimin mamalarını bulup doyurduktan sonra makyajım akmış mı diye aynaya bakmak oldu. Orada, tam sol kaşıma doğru ince, siyah bir yol yapmış rimel kalıntısı vardı.. İşaret parmağımın ucunu tükürükleyip sildim. Arkasında karga tüyü kadar parlak bir iz bıraktı..

Yeni aldığım mavi ponponlu terliklerimi ne yapmıştım, otobüste mi düşürmüştüm yoksa.. ? Ne kadar süre dipte gitmiş nasıl bu kadar çok nefessiz kalmıştım.? Peki ya rastladığım gölgeler hepsi bana mı aitti yoksa kuştan, ağaçtan, yoldan ve kurduğum onca hayalden üzerime düşmüş tozlar mıydı?


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s