BAKİYE

IMG_5267

Günün sonunda kasasının önüne geçmiş haris bir tüccar gibi değil de vefalı kalabilmiş bir yol arkadaşı gibi uğurlamak istiyorum seneyi. Bir filmden yahut bir şiirden kalan son duygu birikintisine bakar gibi.. Dünyada kedersiz ve sevinçsiz tek bir an parçasının olmadığını bilen bir kalple.. Çünkü insanın tarihi, küçük şeylerin; mesela umut etmenin, bir çiçeğe su vermenin, güzel bir resme bakmanın ya da sevdiğine sımsıkı sarılmanın cüsselerinden umulmayan bir gücü olduğunu defalarca tecrübe etmiştir.

Ağız birliği etmişçesine herkes 2018’in kötü bir yıl olacağını, belki bütün dünyayı kaplayacak bir savaşa gebe olduğunu söylüyor. Sabah bu kehanetlerin hepsini tek tek okuduktan sonra gittim bir kucak dolusu kokina alıp salonun güney doğusuna yerleştirdim. İçimden nerden duyduğumu hatırlamadan “Güney doğu şansın kapısı, o yüzden bu kokinalar en çok buraya yakışır” dedim. Belki değildir ama kime ne zararı var ki. Yani diyorum umut etmenin, kokinaları sevmenin, evi ateş böcekleri gibi yanan küçük mumlarla doldurmanın, usuldan yayılan güzel bir müzikle hayale dalmanın ve iyi bir yıl dilemenin kime ne zararı var.

II. Dünya savaşı insanlığın en karanlık ve en kanlı savaşı olarak geçmiştir tarihe. 1939’da Almanya’nın Polonya’ya girmesiyle başlayan savaş 1945’e kadar sürmüş ve 40 ila 50 milyon arasında insanın ölümüyle sonuçlanmış. Holokost gibi bir canavarı da doğuran savaşın bütün Avrupa’yı saran kederli örtüsü hala hatıralarda.. Savaş çemberinin içinde kalan milyonlarca insanın bu karanlık örtüden kurtulma macerası farklı seyirler izleyerek kaderine doğru akmış. Kimileri Stefan Zweig gibi iyiliğin ve umudun yeryüzünden kalktığına inanmış kimileri ise ufacık da olsa bir ışık aramaktan vazgeçmemiş. Aydınlık tarafta duranların içinde Joan Miro’nun insanlığa bıraktığı hikaye ise başlı başına bir sevinç çelengi olacak kadar güzel..

IMG_5286

Miro, 1893’de İspanya’da Barceleno’da doğmuş ve kırk yaşından sonra hem İspanya İç Savaşı’na hem de dünyanın en kanlı savaşı olan II. Dünya Savaşı’na tanıklık etmiş. 14 Haziran 1940’da Alman kuvvetleri Paris’e girdiği sırada Paris’ten kalkan son tren onu ve ailesini İspanya’ya götürmüş.

IMG_5293

Ölümün kol gezdiği, yeryüzünün kana bulandığı bu günlerde Miro, yaşayabilmek için başını gökyüzüne çevirir. Hayalinde, uçsuz bucaksız maviliğe uzanan bir merdiven kurar ve elini yıldızlara uzatır. Muhtemelen, savaş süresince taşınması kolay olsun diye takımyıldızları 24 adet küçük boy tuvale dizer. Pulsarların, kayan yıldızların, karnı şişik ayların ve şeytan aldatanlar gibi kuyruklarını sallayarak semada gezen yıldızların resimleri onun savaş savanlarıdır. Bunlar hem, Akrep’in, Boğa’nın ve tüm gökyüzü balıklarının yerini bulabileceğiniz kadar tanıdık hem de başka bir aleme aitmiş kadar yabancı bir gökyüzünün resimleridir. İçlerinde hem savaşın kederi, hem de umudun direnci vardır.IMG_5285

Miro, bir çiçeğe, bir kuşa, bir kadına bakar gibi bakmıştır yıldızlara. Önce gökyüzünden kalbine almış, sonra hepsini teker teker yerlerine yerleştirmiştir. Aslında dünyanın içinden geçtiği bu karanlık tünelden çıkılabileceği konusunda kötümserdir. “ Trajik biçimde kötümserim. Bir felaketle karşı karşıya olduğumuzun farkındayım ve ruhun saf değerini temsil eden her şeyle ve her zamankinden daha şiddetle mücadelenin içindeyim.”   der bir röportajında.

IMG_5298

Ancak Miro’nun mücadeleyi ve ruhun en saf halini bulduğu yer diğerlerinden farklıdır. O saflığın merkezi olarak gökyüzünü görür, mücadele olarak da yıldızların resmini yapmayı tercih eder. Miro’nun kötülükle savaşma biçimi budur. Umut edebilmenin ve hayal kurabilmenin gücünün farkındadır. Bu yüzden başını yeryüzünde dökülen kandan çevirmiş ve içinde çırpınan umuda can vermek için de yıldızları çizmiştir. Savaş bittikten sonra yıldızlara çıkmak için dayadığı merdivene ve aheste bir semada ışıklarını yayan yıldızlara hayranlıkla bakanlara şöyle diyecektir; “ Kaçmak için derin bir istek hissettim. Kendimi kasıtlı olarak kapadım. Boyamda sadece gece müzik ve yıldızlar rol oynamaya başladı..”

IMG_E5299

Önümüzde Miro’nun içinden geçtiğinden daha karanlık bir tünel olsa bile kokinaların kırmızısı ve yıldızların ışıltısı umudumuzu diri tutacaktır. Çünkü insanın en büyük sırrı küçük şeylerden mucize yaratabilmesidir. Şimdi bu sırrın hatırına Miro’nun bize bıraktığı merdivene sarılıp gökyüzündeki dolunaya bakmanın tam vaktidir.

Haris bir tüccar gibi değil de şefkatli bir yol arkadaşı gibi seyredebileceğimiz 2 Ocak dolunayını 2018’in ilk hediyesi olarak kabul edebiliriz. Her zamankinden daha yakın görülecek ve kurt ulumalarına ithafen “Kurt Dolunayı” diye de anılacak bu dolunay belki de iyiye işarettir. Belki de içimizdeki kurtların karanlığı parçalayacak kadar vahşileştiğini müjdeleyecektir. Üstelik 2018’in açılış jeneriği sadece bununla da kalmayacak ve 31 Ocak’ta ikinci dolunayı ağırlayarak içinden geçeceğimiz muhtemel tüneli aydınlatacaktır.

IMG_5295

Miro’nun gökyüzüne dayadığı merdiven, iki kocaman dolunay ve içimizdeki vahşi kurtlar umudu diri tutmak için yeterli gelmezse kokinaların kırmızısı mutlaka yardıma koşacaktır. Bu yüzden neşeli bir hayret uyandıran ve kırmızısını çok uzun süre parlak tutan kokinalar görmüş biri olarak mutlu yıllar dilemekte bir beis görmüyorum.

Ardında bırakacağı bakiyeye neşeyle bakacağımız 2018 hepimize güzellikler getirsin.

RESİMLER; Constellations by Joan MİRO 

Kapak resmi: “Figures at Night Guided by the Phosphorescent Tracks of Snails”

Resim1- “Toward the Rainbow”

Resim2-” Constellation”

Resim3-“Head Landscape Constellation”

Resim4-“Ladder of Escape”

Resim5- “The Red Disk”

Resim6- “Awakening at Dawn”


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s