YARDIM

IMG_E4816

“İnsanın sığınabileceği tek bir yer vardır. Kendi içimizde bir yer. Kendimizden başka kimsenin ulaşamayacağı ve tahrip edemeyeceği bir yer. O yerde huzur, sükunet ve özgürlük bulursunuz.” *

Uzun zamandır hem kendimde hem de çevremdeki insanlarda değiştiremeyeceği şeyin gücü karşısında ezilmiş olmanın yılgınlığını seziyorum. Umut etmekten, o büyük tekeri istediğimiz yöne çevirmeye uğraşmaktan vazgeçtik.

Önümüzde herkesin başka bir tarafından gördüğü çöküşün hazin bir algısı var.

Bugün öğle üzeri telaşlı, büyük bir grup olarak sığırcıklar geldi bahçeye. Camın önünde kahvemi içerken rastlaştık. Geçen sene bahar başından beri yoklardı. Önce her zamanki gibi büyük akasyanın olduğu tarafa yöneldiler sonra şaşkın çığlıklarla havada bir süre durup dut ağaçlarının üçünde de kısacık gezindiler. Bahçenin her zamanki sakinleri olan 6-7 kişilik karga ailesi geldiklerinde onlara keskin perdeden gaklamalarla olan biteni haber verdi.

Oturduğum yerden havada süzülen hayal kırıklıklarını görüyormuşum gibi geldi.. Tıpkı kahverengi benekli kanatları, siyah sivri gagalarını gördüğüm gibi peşlerine takılmış kömür dumanına benzer bir griliği de gördüm. Bıraktıkları gibi bulamamışlardı bahçeyi.. Gittiklerinden beri başka bir biçime dönüşmüş sanki iştahlı bir ağız tarafından parça parça yenmişti.

Üç katlı eski apartmana tepeden bakan görkemli akasya budanarak küçücük kalmış, yeni yapılan dokuz katlı apartmanın bir köşeceğine sığınmıştı..Her sene dallarını donatan beyaz kandillere benzeyen çiçeklerini bu sene açmamıştı. Zengin evlerindeki evlatlıklar gibi neşesi emilmiş, parlaklığı sönmüştü.

Dut ağaçları da bahar başında bıraktıkları gibi değildi. Yazın dadanan kelebekler** bütün yapraklarını kemirmiş, bu mevsimde hala iri zümrütler gibi parlayan yaprakları saç kıran girmiş gibi yoluk yoluk kalmıştı.. Oysa yapraklarının tamamını dökmeleri her yıl Aralık başını bulur, sığırcıkların gelişini karşılayan kimi inatçı yapraklar bugünlerde hala dallarında dururdu.

Sadece çamlar bıraktıkları gibiydi. İki yeşil dikenli top gibi her yerini inşaatların kapladığı bir mahallenin uzak köşesinde yaşamaya çalışıyorlardı.. O yüzden olacak sığırcık grubu fazla durmadan bahçede bir iki tur atıp başka bir yere gittiler.. Bahçe artık onlara ait olmaktan çıkmıştı.

IMG_4815.JPG

İçlerinden üç dört tanesi bahçeden ayrılmadan önce pencerenin önünde hızlıca dönüp, pervaza konup konmamak arasında kısa bir tereddüt yaşadıktan sonra vazgeçti. Onların geçen sene camın önünde arasıra beslediklerim olduğunu düşünüp beni tanıdıklarını ve küçük bir selam verdiklerini hayal ettim.

Sığırcıkların bıraktıkları gibi bulamadıkları bahçeye baktığı gibi bakıyorum çoktandır olan bitene. Alıştığım her şey kemirilip, suyu sıkılmış bir meyve gibi bırakılıyor önüme/önümüze. Nazizmin yükseliş döneminde yazılmış şu satırlarla derin bir akrabalık bağı kuruyorum.

“ .. Benim yaşadığım dünya çözülüyor, yok oluyor, görünmez hale geliyordu, her gün, büyük bir doğallıkla ve çıt çıkarmadan. Neredeyse her gün ondan bir parçanın daha kaybolduğunu yitip gittiğini görüyorduk. O parçayı bulmak için her yere bakınıyorduk, ama yerinde yeller esiyordu artık. Ben bu kadar tuhaf bir süreci bir kere daha yaşamadım. Sanki üzerinde durduğumuz zemin sürekli olarak ve önlenemez şekilde ufalanıyor, ayaklarımızın altından kayıyor gibiydi veya belki şöyle ifade etmek daha güzel olacaktır: Sanki ciğerlerimize çekeceğimiz hava, düzenli ve sürekli olarak bir yerlerden emiliyor ve yok ediliyordu.” ***

Özellikle ayaklarımızın altından kayan, parçalanan ve sanki hepimizi yutacak bir ağız gibi açılan zeminde dik durabilmek hepimizi zorluyor. Böyle zamanlarda en güvenli yere, içimize çekilip kimsenin ulaşamadığı bir güvenlik alanı yaratmak ve hayatın orada eski sağlam bir kaya gibi durduğunu bilmek iyi geliyor. Bir de fotoğraf çekmek..

Son kalan bahçelerin, sokakların, hala direnen eski evlerin, kargaların, sokakta oynayan çocukların, balkonda unutulmuş paslı ferforje masaların, denizin, yavru martıların.. Bize kalan her neyse onun resmini önce kalbime sonra kadraja almak..

Bunun aynı zamanda terapiye benzer bir yanı olduğunu, her şeyi yutan ağızdan kurtardıklarımı kendimin kılmanın başka bir biçimi olduğunu farkettim.

Olan bitene bir tür direnme, sığırcıkların bulamadıkları bahçeyi içimde yaratma çabasıydı. Yok olacak her ne varsa kadrajın içine sabitlemek, o ânı, mekânı, eşyayı ölümsüz kılıyor ve ayağımın altındaki kaygan zemini sabitliyordu..

Sığırcıklar tekar geldiklerinde camın önündeki kadının içinde sükunetle kurulmuş ve hoyratlıktan korunmuş bir bahçe bulacaklar. Belki bu da çürümeden kurtulmanın, hayattan hafif adımlarla geçmenin başka bir yoludur ve içerden bakıldığında o kadar da hazin durmuyordur..

* The Skin I Live İn, Pedro Almodovar.

** Halk arasında vampir kelebek olarak bilinen Latince  adı “Ricania  Simulans” olan bir kelebek türü. Uzakdoğu’dan önce Karadeniz’e oradan İstanbul’a gelen “yalancı kelebek” ( aslında bir tür çekirge)   bitkilerin öz suyunu emerek ölümlerine sebep oluyor.

*** “Bir Alman’ın Hikayesi, Sebastian Haffner, Çeviren: Hulki Demirel, İletişim Yayınları.

Fotoğraf: 1– 25/Ekim/İstanbul/ 2- 21/Kasım/İstanbul.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s