SONBAHAR EŞLİKÇİLERİ

IMG_E7381

Yaz, benim için bir dağılma mevsimidir. Düşüncelerim, duygularım ve kararlarım sıcakla şişirilmiş bir balon gibi tepemde gezinip bir türlü olması gereken yere inemezler. Bütün hepsi, yazın fütursuz, yersiz neşesi gibi az sonra dağılıp toza karışacakmış gibi gelir. Merkezime odaklanmam, içime doğru genişlemem için akşamların erken indiği, puslu bir griliğin çatıların üzerinde dolanacağı zamanları beklemem gerekir.

Yazın bitip sonbaharın gelişi benim için adeta yılbaşı gibidir. Sıcaklar bitmiş, bedenim ve ruhum yazın nemli buharından arınmıştır. Ağustos’un ortalarına doğru oluşturduğum okuma ve izleme listemi yavaş yavaş hayata geçirmenin vakti gelmiştir.

Bu yazıyla sonbahar gezintimin eşlikçilerini paylaşmak ve kıymetlerini kayıt altına almak istedim.

İşte her birinin eşiğinden eğilerek geçtiğim yeni kapıların eşlikçileri…..

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Yuval Noah Harari, Çeviren: Ertuğrul Genç, Kolektif Kitap.

Türümün geçtiği yolları öğrenmek ve içimdeki vahşi yok ediciyle yakından tanışmak iyi geldi. Binlerce yıl uzaktan bugüne gelirken gözden çıkardıklarımızı görmek şu andaki kaygan zeminde daha güçlü durmama vesile oldu; İki ayak üzerinde durmak başından beri zordu ama denedik ve başardık. Düşsek bile yine dener yine başarırız.

Son Neanderthal, Clarie Cameron, Çeviren: Öner Bütev, Mitra Yayınları

Sapiens’ten hemen sonra okuduğum “Son Neandertal”, Hariri’nin anlattıklarına son derece iyi çizilmiş kurgusal bir perspektiften bakmamı sağladı. Özellikle, Kız, Bücür, Ulu Ana ve Adam’ın oluşturduğu “aile”nin anlatıldığı bölümlerde Jack London’un çok sevdiğim Adem’den Önce’sinin tadını buldum. Günümüzde geçen ve idealist bir arkeoloğun anlatıldığı bölümler “Aile”nin anlatıldığı bölümlerin yanında sönük kalsa da kitap kendini merakla okuttu.

IMG_4819

Bütün İyiler Biraz Küskündür, Nilay Örnek, Artemis Yayınları:

Kısa yazılardan oluşan kitap, tahmin ettiğimden daha fazla umut aşıladı ve içimizdeki bu küskünlükle nasıl baş edeceğimizin yollarını araladı. Çalı çırpı ve ot bürümüş yollardan nasıl geçmeliyiz? Bu yürüyüşte yanımıza neler almalıyız konusunda adeta bir fihrist gibiydi. Bütün bir yazın en çok okunan kitaplarından biri olan “ Bütün İyiler Biraz Küskündür”ü sonbaharda okumuş biri olarak kitap, üzerinde açan güneşi bana hissettirdi.

Evsiz Bir Adamın Güncesi, Marc Auge, Çeviren: Zeynep Büşra Bölükbaşı,YKY:

Yorgun argın eve döndüğümde ve kedilerim gelip bacağıma süründüğünde her zaman ilk cümlem “ Ev; kesinlikle insanlığın en büyük icadı” olmuştur. Bu cümlemi duyanların çoğu “ Ev” bi icat değildir dese de “ benim için öyle!” deyip geçiştiririm. Çünkü öyledir.

Yoksulluktan ya da mental sebeplerle sokakta yaşamak zorunda kalanlara, şu hayattaki karşılaşabilecekleri en büyük felaketlerden biriyle karşılaşmışlar diye bakarım. Ancak Marc Auge, bu kitapta evsizliğin yanlış kararlar ve seçimler sonucunda başa gelen kişisel bir felaketten çok sosyal bir felaket olmaya giden yönüne değiniyor ve bana geniş bir pencere açıyor.

Kitaptaki kahramanımız her zaman kaçmayı düşünmüş bir adam olsa da başına gelen evsizlik halinin asıl sebebi bir emekli maaşı olmasına rağmen gelirinin barınma ihtiyacını karşılayamaması. Kapitalizm en vahşi yüzlerinden birini oluşturan bu duruma kapitalizmin bir isim de vermiş; “ Sabit Evi Olmayanlar”!

Bir Katedralin Öyküsü, Ken Follett, Çeviren: Hilmi Artan, İnkilâp Kitabevi.

Geçtiğimiz yıl, sokağımızın köşesindeki ikinci el kitap tezgahından aldığım bu kitabı, bir kaç kez başlamama ve sevmeme rağmen araya başka şeylerin girmesiyle bir türlü bitirememiştim. Bu sefer yağmurlu günlerin tıpırtısı eşliğinde yeniden başladım ve bir solukta okudum.

Tarihi atmosferi iyi dokuyan bir yazar olan Follett, bir katedralin inşasının ardındaki habis çekişmeleri, kahramanlık sevdalarını, aşkları anlatırken katedralin asıl sahiplerinin; duvarcıların, marangozların, demircilerin günlük dünyasını da dantel gibi işlemeyi başarmış.

İkİ senedir zam yapmadan bütün kitapların 5 liraya satıldığı bu tezgahtan 700 sayfalık bir XII. yüzyıl İngilteresi almış olduğum için kendimi bahtiyar hissediyorum.

Sonbahar, Karl Ove Knausgaard, Çeviren: Haydar Şahin, Monokl Edebiyat:

“Sonbahar”’ı okumanın, yağan yağmuru, gün doğumunu, erken inen geceyi, çiğ tanelerinin buharlaşmasını izlemeye benzer bir yanı var. Usul usul ruhu ele geçiriyor ve sakinleşene kadar sizi yumuşak bir beşikte sallıyor. İnsanda, bütün kaosa, öfkeye, kötülüklere karşı bir umut yeşertiyor ve sonunda “dünya aslında güzel bir yer” dedirtiyor.

 İncelenen Hayatlar, Stephan Grosz, Çeviren: Begüm Kovulmaz, YKY:

“Alırız, yitiririz; minnet duymayı öğrenmeye, bu minnetle kayıplardan sonra hayatımızda kalanları bütün yüreğimizle kucaklamaya mecburuz.”A.D.

Kitabın hemen başında Grosz’un da belirttiği gibi bu kitap hayata duyulan minnetin yazıya dökülmüş bir hali. Stephan Grosz, binlerce saatlik psikoterapi seanslarından sonra insanın en tuhaf en dikenli hallerini bize anlatıyor. Konuşma, anlaşılma, dinlenme ve sessiz boşlukları dillendirme arzumuzun minnetle kabul edileceği kovukları gösteriyor.

Yardım Etmenin Düzenleri, Bert Hellinger, Çeviren: Seda Toksoy, Pan Yayıncılık.

Hellinger’in aile dizimi ile çalışan therapist, psikolog ve psikiyatristlerle yaptığı eğitimleri kapsayan kitap, yardım etme haddimizin nerede başlayıp nerede bittiğini anlatıyor. Yardımın başlı başına belirli düzenleri olduğunu, aşılmaması gereken sınırlarında gezinip, nerede durmamız gerektiğini gösteriyor.

Hellinger’in kimi fikirlerini yadırgatıcı bulsanız da bütün insanlığın üzerini bir çatı gibi örten büyük ruhu iyi anladığı konusunda hem fikir oluyorsunuz. Kimi yerde temasta zorlandığımız bir içgörüyle konuşuyor.

                  VE Filmler VE Diziler;

Yağmur tıpırtısı , rüzgar sesi ve dökülen yaprakların hışırtısına karışan filmler ve dizilerden bazıları.

IMG_7380

Kader, Yönetmen: Zeki Demirkubuz./ Blu Tv.

Kim bilir kaçıncı izleyişim kim bilir kaçıncı gözyaşı döküşüm. Kader’i her seyrettiğimde tazelediğinden, kederinden bir şey kaybetmemiş olduğunu görmek beni artık şaşırtımıyor. On yıl sonra da seyretsem aynı dikenin tam aynı yerden kalbime batacağını biliyorum.

Üçüncü Sayfa, Yönetmen: Zeki Demirkubuz./ Blu Tv

Bütün hayatın üçüncü sayfa haberleri gibi kırık dökük bir tekinsizlikle aktığı hikayeleri Zeki Demirkubuz’dan daha iyi anlatan biri yok.. Yeniden yeniden seyrettiğim ve içine girmekten hiç sıkılmadığım filmlerden. Demirkubuz, sonbaharın hüznüne yakışıyor. Merkeze, kuru bir yaprak gibi kaderin önünde sürüklenen insanları alıyor.

45 Yıl, Yönetmen: Andrew Haigh./Blu Tv.

Birbiriyle 45 yıldır evli olan ve çocukları olmayan bir çiftin, yaklaşan evlilik yıldönümü öncesinde aldıkları bir mektup hayatlarını nasıl değiştirir? Her tercih bir seçim midir sorularını hiç heyecana kapılmadan soran bir film.. Durgun bir su gibi insanı sakinlikle saran bir yanı vardı. Severek izledim.

Değirmen ve Haç, Yönetmen: Lech Majewskki.

Flaman ressam Pieter Brueghel’in, “Çarmıha Gidiş” adlı tablosu üzerine yapılmış bu filmi seyretmek, ortaçağın içinde gezinmek gibi.. Benim gibi tarih ve resim meraklılarının dönüp izleyeceği filmlerden..

IMG_7377

Nocturnal Animals, Yönetmen: Tom Ford. /Netflix

Özellikle gece geçen yol sahnesindeki hikayenin ve tiplemelerin çok çok iyi kurgulandığı bu filmin son yılların en iyilerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Mola vermeden koltuğa çakılıp izlediğim ender filmlerden. Biten bir ilişkinin aradan 19 sene geçtikten sonra yazılan bir kitapla yeniden okunması, yaralı bir hayvanı eve almak gibiydi.. İrkiltici, soğuk, vahşi ve içerde..

Biutiful, Yönetmen: Alejendro Gonzalez İnarritu./ Blu Tv.

Yönetmenin İnarritu ve başrol oyuncusunun Javier Bardem olduğu bir film ne kadar güzel olabilirse o kadar güzeldi. Barcelona’nın arka sokaklarındaki yoksulluğun, kaçak işçiliğin, mülteci sömürüsünün anlatıldığı film, tersten yazılmış dokunaklı bir şiir gibiydi. Önce aynayı kalp hizasına getirmeniz ve anlattığı şiiri öyle okumanız gerekenlerden. Barcelona’ya bu filmden sonra yeniden gitmek ve filmin hikayesiyle tekrar bakmak isterim.

Love, Yönetmen: Gaspar Noe/ Blu Tv.

IMG_E7373

Benim için hayal kırıklığı olan filmlerden biriydi. Aşkın içinde zaten olan seksin, pornografik sahnelerle, temcit pilavı gibi tekrar tekrar önüme konulmasını sevmedim. Ancak film yine de Karl Glusman’ın canlandırdığı Murphy karakterinin Electra’ya duyduğu aşkın çaresizliğini ev içi sahnelerde başarıyla hissettirdi. Gaspar Noe’nin kan, gözyaşı ve seksi, provakatif bir biçimde harmanlandığı film, sevmemenin ötesinde bazılarımız için itici ve irkiltici gelebilir..

Private Life, Yönetmen: Tamara Jenkins/ Netflix.

Evli bir çiftin çocuk sahibi olma çabalarını trajikomik bir dille anlatan film, mahremiyetin günümüzde nasıl parçalandığını anlatıyor. Richard ve Rachel’in hikayelerini çoğu yerde onlar adına kalbim sıkışıp yüzüm kızararak izledi

                                Gelelim Dizilere ;

The Sinner, Creator: Derek Simonds/ Netflix.

Sekiz bölümlük mini dizi olan The Sinner, çok sevdiğim yazar Petra Hammesfahr’ın aynı adlı romanından uyarlanmış. Karanlık bir ruhu olan dizi gizemli hikayesini dizinin son bölümlerine kadar koruyor.

Uslu ev kadınlarının birden cinnet geçirdiği hikayeleri çok seven biri olarak The Sinner’ı da sıkılmadan izledim. Ancak yıllar önce “ Günahkar” adıyla Epsilon Yayınevi’nden çıkan romanı okuduğum zamanın hazzını yakalayamadım.

Petra’nın romanda kurduğu dil ve sona yaklaşma biçimi daha karanlık bir tondaydı. Dizideki dedektif Ambrose rolünü oynayan Bill Pullman’ın Robert De Niro’yu hatırlatan mimiklerini de ayrıca fazla yorucu buldum.

IMG_7368

Dark, Creators: Baran bo Odar, Jantje Friese./ Netflix

Almanya’da küçük bir kasabada esrarengiz şekilde ortadan kaybolan çocukların anlatıldığı Dark, tam sonbaharın puslu havasına uygun dizilerden. Duymaya alıştığımız İngilizce’nin yerine Almanca’nın konuşulduğu dizi, diliyle de atmosferin dondurucu soğukluğunu hissettiriyor. 10 bölümlük ilk sezonu yayınlanan dizinin, ellerimi yüzüme kapatıp, parmaklarımın arasından seyrettiğim kısımlarının çoğunlukta olduğunu söyleyebilirim. Bilimkurgu ve gerilim türünün harmanlandığı bu diziyi korkmaktan korkmayanlara öneririm.

Maniac, Creator: Patrick Somerville./ Netflix.

Bir ilaç deneyine katılan iki yabancının ruh yakınlıklarına odaklanan 10 bölümlük dizi, rüyaya benzeyen bir atmosfere sahip. Travmaları kabullenme ve yüzleşmenin, iyileşmenin ilk adımı olduğunu anlatan hikayede, Emma Stone ve Jonah Hill mükemmel bir oyunculuk sergilemişler. Gerçek ve rüyanın iç içe geçtiği, sınırlarının birbirinin içinde eridiği Maniac, sonbaharın en güzel dizilerindendi.

Wanderlust, Creator: Nick Payne./ Netflix

Altı bölümlük bir mini dizi olan Wanderlust, uzun yıllardan beri evli olan çiftin, bir bisiklet kazasının ardından değişen ilişkilerini sorguluyor. Ölümü görmezden gelmenin bedelinin nasıl ödendiğini anlatan dizi ilişkilerin odağa konduğu hikayeleri sevenler için biçilmiş kaftan.

******* SON*******

Umarım içlerinden bazıları, sonbaharı bitirip kışı kucaklamaya hazırlanırken, sizin de hayatınızı güzelleştiren eşlikçilerden olur.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s