BAĞLAR VE SIRLAR

“Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir.”

Tolstoy, dünya edebiyat tarihinin en önemli romanlarından Anna Karenina’yı bu cümle ile açar. Aile dediğimiz kapalı kutuyu benzerlerinden ayıran şeyin kendi tarihindeki mutsuzluklar olduğunu söyler. Şüphesiz öyledir.. Mutluluğun sıradanlığı yanında kederin dikenleri biriciktir.

Anna Karenina’nın bu açılışıdan hemen sonra Oblonski’lerin evine gireriz. Üç gün önce evdeki sıradan mutluluk yerini Oblonski’lerin kendine has mutsuzluğuna bırakmıştır.

Mutsuzluluğa neden olup onları benzeri ailelerden ayıran şey ise; Stephan Arkadyeviç Oblonski’nin karısını çocukların mürebbiyesi ile aldatmasıdır. Aslında bunda da bir tuhaflık, Oblonski ailesini diğer mutlu ailelerden uzağa düşürecek bir yan yoktur. Çünkü bu aldatma boyunca ne çocukların, ne çocukların annesinin, ne Stephan Arkadyeviç’in ne de mürebbiyenin canını sıkacak en ufak bir şey olmamıştır.

Aldatma boyunca Oblonskiler en az diğer aileler kadar mutlu yaşamış ve dev bir romana konu olacak mutsuzluğu tatmamışlardır. Onları benzeri ailelerden ayıran ve “mutsuz aile” haline getiren şey; bu aldatmanın “öğrenilmiş” olmasıdır.

Duymaması gereken kulak duymuş, görmemesi gereken göz görmüştür.  Sırrın önce ayıran sonra birleştiren ve onları yeryüzündeki bütün ailelerden ayıran yanı olan mutsuzluk işte böyle başlamıştır.

Artık onların da kendi meşreplerince ağırlayacakları, başkalarına göstermemeye, unutmaya, üstesinden gelmeye çalışacakları bir mutsuzlukları vardır.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye kamuoyunu sürekli meşgul eden Palu Ailesi’nin tüyler ürperten hikayesi de temelinde bir mutsuzluk ve çöküş hikayesidir. Aile arasındaki tecavüz, cinayet, gasp, işkence ve diğer tüm garabetler onları çürümüş etin içindeki kurtçuklar gibi birbirine benzetmiş ve diğer ailelerden ebediyen ayırmıştır.

Oysa ki kötülükleri malumumuz olmadan evvel aynı ailede yetişmiş dört çocuk da cinsel istismara, işkencenin çeşitli türlerine maruz bırakılmış, biri el birliği ile öldürülmüş, diğer üçü ise devletin korunmasına alınmıştır. Buna rağmen Palu ailesini toplumun çimentosu kabul edilen normal ve mutlu ailelerden ayıracak sırlar ortaya dökülmemiş, zaman içinde saçılanlar da tuhaf biçimde gözardı edilmiştir.

Palu ailesinin sırları her tür insani vasfını yitirmiş ve giderek çürümüş bir toplumsal yapıya işaret etse de sırlarının korkunçluğu onları birlikte tutmaya, aile gibi göstermeye yetmiştir. Oysa ki onları diğer mutsuz ailelerden ayıran kötülükleri benzersizdir.

Sırlar ve mutsuzlukların aile dediğimiz küçük hücrenin yaşamasına, birlikte durmasına, çoğalmasına ve kunt bir çimento oluşturmasındaki emeği hemen her zaman mutluluklardan daha çoktur. Bu sırlar Palu ailesindeki korkunç ve insanlık dışı olmak zorunda değildir.

Palu ailesinin ortaya saçılan kötücül hikayelerini dinlediğim günlerde elimdeki kitap Domenico Starnone’nun “Bağlar” isimli romanıydı. Tuhaf bir tesadüfle kitabın hikayesi Palu ailesindeki gibi çürümüşlük saçmamakla birlikte Tolstoy’un tanımını yaptığı“mutsuz aile”nin benzersiz kozası ile ilgiliydi ve sırf bu nedenle bir romana konu olmayı haketmişti.

Aldo, karısı Vanda’dan daha genç, daha güzel bir kadına aşık olur ve gider. Aslında sırlar ortaya saçılana kadar bütün mutlu aileler gibi onlar da kendi kozalarının rutininde ve bir aile olmanın rehavetine alışkındırlar. İşleri bozan Aldo olur. Karısını aldattığını ve gitmek istediğini söyler. Parçalanmayı göze alan, mutsuz aile olmayı ilk kabul eden odur. Vanda’ya düşense önceleri Aldo’yu geri döndürmeye çabalamak sonraları ise iki çocuğu ile birlikte hem terkedilmiş olmanın travmasını aşmak hem de çocuklarını eğitimlerini, bakımlarını vs ihmal etmeyecek şekilde büyütmektir. Yolları uzun ve çetindir.

Aldo, onu saran aile bağlarından ve sorumluluklarını yerine getirememekten vicdan azabı çekip geri döndüğünde dört koca sene geçmiştir. Bu aile hikayelerinin üçüncü safhasıdır.

İlk safhası iki çocuklu mutlu ve herkesinkine benzer bir aile oldukları zamana aittir. Sırları yoktur ve bağları iyi düğümlenmemiş ayakkabı bağları gibi gevşektir.

İkinci safha bir sırrın baş verdiği ve parçalanmanın yaşandığı, mutsuzluklarının onları benzersiz kıldığı safhadır.

Üçüncü safha sırların bütün çıplaklığı ile kabul edilip tekrar aile olmaya karar verdikleri safhadır ve ömür boyu sürecek olanıdır. Hiçbiri bunu bozmayı bu müstesna mutsuzluğu parçalamayı istemez. Çünkü aile olmak çoğu zaman mutsuzluğunu kimseye benzemez ve sadece kendinin kılmaktır. Bu yüzden aralarındaki bağın düğümü sıkı, ipleri kolay kopmayacak kadar kalındır.

“Bağlar”, Domenico Starnone, Çeviri: Meryem Mine Çilingiroğlu, Yüz Yayınları.

Fotoğraf; İstanbul/2018 Kasım


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s