ÖTEKİNE BAKMAK

IMG_E7850

“Kederli ruhların desteklenmek ve propogandasını yapmak için bir despota ihtiyaçları olduğu gibi despotun da amacına ulaşmak için ruhların kederlenmesine ihtiyacı vardır.”[1]

2005 yılında Barcelona’nın düzgün semtlerinden birindeki bankamatik kulübesinde evsiz bir kadın dövülüp yakılarak öldürülür. Failler 16 ve 18 yaşında orta sınıf ailelerden gelen iki gençtir.

Görünüşe bakılacak olursa iyi yetişmiş, önlerinde güzel bir gelecek olan bu iki gencin evsiz kadını öldürmesinin mantıklı bir gerekçesi yoktur. İlk ve son defa orada, o bankamatiğin içinde karşılaşmışlardır.

İşledikleri cinayet her ne kadar savruk, rastgele gibi gözükse de hedef adreslidir; kurban, biçare bir evsizdir. Ekonomi dışı, büyük ölçüde kayıt dışı, ve toplumun huzurlu geleceği için görmezden gelinemeyecek kadar tehditkar bir safradır. Her evsiz gibi yanından geçen herkese “çizginin dışına çıkarsan benim gibi yüksekten çakılabilir, kendi pisliğinin içinde yapayalnız ölebilirsin” diye fısıldamak gibi bir alışkanlığı vardır.

Hollandalı yazar Herman Koch’un “ Akşam Yemeği” adlı kitabı işte bu gerçek olayın zeminine oturur. Biri politikacı, diğeri eski öğretmen olan iki kardeşin özenle yetiştirilmiş çocukları Michel ve Rick, evsiz bir kadını tıpkı Barcelona’daki olayda olduğu gibi yakarak öldürürler.

O gece bir partide biraz dans, biraz flört etmiş, birkaç bardak bira içmiş ve eğlenmeye çalışmışlardır. Gecenin o anına kadar hayatlarında yolunda gitmemiş hemen hiçbir şey yok gibidir. Okul hayatları, arkadaşlıkları, ebeveyn ilişkileri hayatın şanslı yanında olduklarını hissettirecek kadar iyidir. Partiden en yakın bankamatikten para çekmek için çıkarlar. Sonra dönüp biraz daha bira içecek ve eğlenceye devam edeceklerdir.

Kadın, daha doğrusu soğuktan korunmak için sarıp sarmalanmış insan kütlesi orada, bankamatik kulübesinin içinde pis kokular yayarak yatmaktadır. Bu yüzden adım attıkları anda sahibi olduklarını düşündükleri o bankamatik kulübesinden kadının atılması belki de yok edilmesi gerektiğini düşünürler.

Evsiz, bütün savunmasızlığı ile gençlerin bu ilkel eğlencesinin kurbanıdır artık. Sokakta buldukları çöpleri kadının üzerine atarak önce onun da bir çöp ve yerinin de çöplük olduğunu hatırlatırlar, tekmelerler sonra da boş bir benzin bidonunu tutuştururlar. Bidonun içinde kalmış benzin buharı küçük alanı anında cehenneme, kadını da küle çevirir.

Sonradan sokak kamerasının görüntülerinden de anlaşılacağı gibi gençler için eğlenceli hani neredeyse onları catharsise ulaştıran bu vahşetin ne işlendiği süreçte ne de sonrasında yüzlerinde herhangi bir tedirginlik, pişmanlık belirtisi okunmaz.

Gençlerin, bankamatikle kurduğu ilişki kadınla kurduğu ilişkiden daha gerçek ve üstelik daha yakındır. Bankada ihtiyaç halinde kullanmak isteyecekleri paraları vardır. Oysa hiç parası olmayan, yakın bir gelecekte de bankayla bir ilişki kurması mümkün görünmeyen bir zavallının bankaya ait bir alanı işgal etmesi gençler için savuşturulması gereken bir tehdittir.

Evsizle bu umulmadık, tesadüfi ve bir ölçüde yersiz temas, içlerindeki faşizmin ortaya çıkmasına yetecektir. Bütün gürbüzlükleriyle serpilip yayılmayı umdukları hayatın ve toplumun bu insan safralarıyla kirlenmesine izin vermeyeceklerdir.

Faşizmin toplumu kanserli bir hücre gibi ele geçirmeden önceki ilk evresi Herman Koch’un bu kitapta ustalıkla anlattığı gibi insan ilişkilerinin en küçük hücreleridir.

Nitekim bu romanın ilerleyen safhaların da özellikle vahşetin elebaşı olan Michel’in ailesinin bu cinayeti yok sayma, örtbas etme çabalarında faşizmin ailede başlayan izleri decodera gerek olmadan okunur.

Oğulları toplumun gelecek vaad eden iyi yetişmiş, pırıl pırıl gençlerinden biridir. Önünde karanlık bir gelecekten başka bir şey olmayan evsiz bir kadını öldürdüğü için hapis yatıp hayatını ziyan etmesini kimse beklememelidir! Çünkü faşizmin terazisinin her şeyi tartmak, değerliyi değersizden ayırmak, yok olacak ve yaşayacak olanı seçmek ve bunu hayata geçirecek milislerini bulmak gibi bir meziyeti vardır.

Herman Koch’un “ötekiyle” temastaki faşizmini anlattığı “Akşam Yemeği” adlı kitabını okuduktan hemen sonra Yeni Zelanda’daki terror saldırısı oldu. Kurbanlar Yeni Zelanda toplumun ötekileri diyebileceğimiz Müslümanlardı.

Katil, ötekileri hedef alan diğer katiller gibi temas etmek istemediği, varlığını kendi varlığı için tehdit kabul ettiği bir kitleyi hedef almıştı. Tıpkı Amsterdam’da ya da Barcelona’daki evsiz kadını kendi varlıkları için bir tehdit kabul eden genç katiller gibi.

Tarih içinde toplumdaki “öteki” kavramı sürekli değişse de hem bir arzu hem de tehdit nesnesi olarak var olmaya devam eder. Çünkü Girard’ın da dediği gibi “ çoğu toplum kendisine kara çalınan bir ötekinin ayinle kurban edilmesi üzerinde yükselir. Toplumu oluşturan bireylerin bir arada var olması için gerek duyulan asli mutabakat bütün suçun “biz”in dışında kalan bir yabancıya atılmasıyla sağlanır.”[2]

Günah keçisi yaratmak ve onu yok etmek üzere kurulu bu öğütücü çevrim sonuçta kederli ruhlardan ulaşan bir kitle ve onları değerli ve değersiz diye ayrıştıracak bir despotu doğurur.

“Akşam Yemeği” işte bu kederli ruhlara, içerdeki ve dışardaki despota daha yakından bakabilme cesareti sunan kitaplardan. Her sayfada biraz daha yakına, daha içeriye ve daha derine….

“Akşam Yemeği”, Herman Koch, Çeviren: Burcu Duman, Doğan Kitap.

[1] Gilles Deleuze.

[2] “Yabancılar, Tanrılar ve Canavarlar”, Richard Kearney, Çeviri: Barış Özkul, Metis Yayınları.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s