KÜÇÜK FARE MARİE

IMG_E8981.JPG

“ … Şimdi Saint Antonie’ın kutsal çehresindeki bir anlık parıltı kaybolmuş….. soğuk, pislik, hastalık, cehalet ve yoksulluğun hizmet ettiği o aziz varlık, “karanlık” çökmüştü. Korkunç bir değirmende tekrar tekrar öğütülen bu insanlar her köşe başında titriyor, her kapıdan girip çıkıyor, her pencereden bakıyor, rüzgârın savurduğu her giysi içinde hareket ediyorlardı. Onları öğüten değirmen gençleri yaşlandıran bir değirmendi; çocukların yüzleri kartlaşmış, sesleri kalınlaşmıştı. Onların ve yetişkinlerin yüzlerindeki, geçen her yılla daha da belirginleşen kırışıklıklar “açlık”ın işaretiydi. Açlık her yerdeydi; yüksek evlerden açlık çamaşır iplerinde asılı o paçavraya dönmüş giysilerle dışarıya taşıyordu; evlerin içi saman, bez parçaları, tahta ve kağıtla yamanmıştı…..” [1]

Charles Dickens’in yukarıdaki pasajda anlattığı Paris, Marie Genevieve Van Gothem’in yani “Küçük Fare”nin yaşadığı yıllardan yirmi yıl kadar önceydi. Ama geçen zaman içinde yoksullar için pek değişen bir şey olmayacak ve 7 Haziran 1865’de Marie, Dickens’in anlattığı bu sefaletten pek farkı olmayan bir karanlığa doğacaktı. Ve bu karanlığın yoğunluğu 14 yaşında Edgar Degas için poz verdiğinde de, kalabalıklar içinde kaybolup gittiğinde de hiç değişmeyecek, ufacık bir parçası dahi ışığa değmeyecekti.

Ailesi, ilk çocuklarının (Marie’nin ablası) 1861’de Brüksel’de doğmundan sonra yoksulluktan kurtulmak için Belçika’dan Fransa’ya göç etmiş ama şartları burada da değişmemişti. Marie, yabancı bir ülkede doğan ilk çocuklarıydı. En küçük kız Louise’nin doğumundan sonra ortadan kaybolan baba belki ölmüş belki de Belçika’ya geri dönmüştü.

Marie, 7-8 yaşlarında Paris Operası’nda “Küçük Fare” olarak günde iki frank karşılığı çalışmaya başladığında ailenin hedefi iyi yaşamak değil sadece aç kalmamaktı. Önündeki diğer seçenekler ise hırsızlık ve fahişelikti.  Bu durumda “küçük fare” olmak diğerlerine göre şanslı bir başlangıç olarak düşünülse de peynir kırıntılarının serpildiği yolun sonu pek farklı bir yere çıkmayacaktı.

IMG_E8970.JPG

“Küçük Fare” tanımı o tarihlerde operada gösterilere çıkan, dans eğitimi alan 7 ila 14 yaş aralığındaki Marie gibi kızlar için kullanılan yaygın bir sıfattı. XIX yüzyılda çok yoksul ailelerden gelen, ağır çalışma koşullarında ve son derece düşük ücretlerle çalıştırılan bu kız çocukları, içinde bulundukları yoksulluğa ve yaşlarının küçüklüğüne atfen bu sıfatla anılırlardı. Bu tanım, hem kızların bir fare gibi artıklardan beslenmesine hem de içinde bulundukları sefil koşullara yapılan acımasız göndermeydi.

O yıllarda bale henüz bir sanat olarak saygın konumuna oturmamış ve küçük çocukların çalıştırılma koşullarının bir yasa olarak düzenlenmesi düşünülmeye başlamamıştı. Marie Genevieve, yoksul kız çocuklarının çoğu gibi annesi tarafından Paris Operası’na götürülüp çalışmaya başladığında önünde uzanan yol az çok belliydi.

IMG_E8985.JPG

Doğru dürüst beslenme imkanının olmadığı, harabeye benzer evinden sabah çıkacak ve günde 12 saat açlıkla boğuşarak çalışacağı operaya gidecekti. Molalarda ya da temsil sonralarında annesi tarafından kucaklarına bir küçük fare düşürmeye çalışan kalantor beylere takdim edilecek, şansı biraz yaver giderse de ek iş olarak günde 3-4 saat daha çalışarak ressamlara modellik yapıp üç – beş frank daha kazanacaktı.

Küçük Fare Marie’nin önünde bir çile gibi uzanan hayat yolu buydu. Çalışma koşulları o kadar zor ve yaptığı iş saygı görmekten o kadar uzaktı ki hayattaki yeri ve önemi sadece bir fare kadardı. Bir hayal perdesi gibi sunulan bütün o balelerin, operaların ardında küçük farelerden yayılan keder duygusu ve bir türlü gideremedikleri açlıkları vardı.

Temsillerde ve provalarda giydikleri o romantik tütüler, saçlarını bağladıkları parlak kurdeleler, taçlar, elbiselerini süsleyen pullar, otrişler ve tüller sadece içinde oldukları sefaleti gizlemeye yarayan aksesuarlardı. O yaştaki kız çocukları için birer sevinç kaynağına dönüşebilecek bütün bu uçucu, rengarenk aksesuarlar onlar için sadece kendilerini şık bir paketle sunmanın araçlarıydı. Üstelik bu giysilerinin çoğunun parasını da günlük kazandıkları iki franlık ücretten ödemek zorundaydılar.

IMG_E8992.JPG

Kısacası içinden geçtikleri koşullar çocuksu neşeleri pek içinde tutmayacak kadar kasvetliydi. Bu yüzden küçük farelerin yüzlerine vaktinden evvel düşen yaşlılığın gölgesi, kibar hanımlar ve beyler arasında bir talihsizlik vesikası olarak sıkça sohbet konusu olurdu.

Marie’nin, Edgar Degas için poz verdiği ve “ Küçük Dansçı” heykeli için modellik yaptığı zamanlar işte böyle acımasız bir döneme denk geliyordu. Annesi çamaşırcılık, kendinden dört yaş büyük ablası fahişelik yapıyordu. O da tıpkı Marie gibi “küçük fare” olarak operaya girmiş sonra ya atılmış ya da bu ağır çalışma koşullarına dayanamayarak fahişelik yapmak zorunda kalmıştı. İçlerinde sadece Marie’den iki- üç yaş kadar küçük olan ve kariyerine “küçük fare” olarak başlayıp operada bale eğitmenliğine kadar yükselecek olan Louise’in şansı yaver gidecek, diğerleri Paris’in sefaleti içinde tükenip gideceklerdi.

IMG_E8996.JPG

Marie, Degas için poz vermeye başladığında 14 yaşında olmasına rağmen, yetersiz beslenme koşulları, çalışma şartlarının ağırlığı altında ezilmiş tüm çocuklar gibi vücutça yaşından oldukça küçük gözüküyordu. Ve muhtemeldir ki, bu çelimsiz bedenden yayılan kırılganlık Degas’ın onu seçmesindeki temel sebeplerden biriydi.

Bugün çeşitli müzelerin salonlarında sergilenen replikalarında “repo” duruşunda bize biraz tepeden kız çocuğunun krılganlığına bakarak onun 8-10 yaşlarından büyük olamayacağını iddia bile edebiliriz. Ancak heykelde bütün bu ufak tefek yapının, arkaya doğru gerilmiş kollar ve bacakların kırılganlığı ile tezat oluşturan ve onu neredeyse “tuhaf” kılan bir şey vardır. Bu, Marie’nin yüzündeki ifadedir. Üzerinde yükseldiği kaideden ve içine hapsolduğu camekandan onu seyredenlere küçümseyerek bakan bu yüzde açıkça bir meydan okuma görülür. Eskimiş tütüsünün ve ufak tefek görüntüsünden yayılan yoksulluğunu bir zafer tacı gibi taşır.

IMG_E8972.JPG

Degas’ın küçük dansçı heykeli ilk sergilendiğinde çoğunluk tarafından rahatsız edici bulunması, “tecavüzkâr”, “ucube” ve hatta “tıpkı bir maymun gibi” denilerek hakarete uğramasının altında yatan da Marie’nin yüzündeki bu ifadedir. Üstelik Degas, heykeli bronzdan değil de balmumundan yapıp, gerçek saç ve giysilerle donatarak izleyici ile “ heykel” arasındaki alışıldık mesafeyi sıfırlamış ve Marie’nin yüzünden dökülen küstahlığı seyircisinin üzerine boca etmiştir.

Ete benzer yumuşak dokusu ve gerçek giysileriyle sanat severin karşısında duran, onları yukardan bakışlarla ve umursamaz tavırlarla izleyen şey, gerçek hayatta tiksinerek baktıkları bir “küçük fare” dir. Bu “teşhir”, “eser”e yakından bakmaya gelmiş sanat izleyicisine ve tabiî ki sanata yapılmış büyük bir hakarettir.

“Küçük Dansçı/ The Little Dancer” heykelini yapış ve sunuş biçimiyle Degas, aşağı tabakanın giremeyeceği müze, sergi salonu gibi bir mekana sosyal tabakanın en altından birini sokarak toplumsal hiyerarşiyi tehdit etmiş ve yüksek sanatın onurunu zedelemiştir. Yolunun sonu muhtemelen fahişeliğe ya da hırsızlığa çıkacak potansiyel bir suçlunun olanca çıplaklığı ve mesafesizliği ile sanata dahil edilmesi kabul edilebilecek bir şey değildir.

Küçük Dansçı kız Marie, içinden geldiği bütün sefalet ve ondan aldığı güçle XIX. yüzyılın sanatındaki konfor alanını bozmuş, onu un ufak etmiştir.

Marie’ye daha sonra ne olduğu ile ilgili son belge 1882 tarihinde Opera’dan kovulduğuyla ilgili kayıttır. Bu tarihten sonra ablasının hırsızlık yaptığına dair tutulan polis raporları, ailenin Marie’nin kazancından mahrum kaldıktan sonra iyice zor duruma düştüğüne bir işaret olarak okunabilir. Ancak Marie’ye ne olduğu ile ilgili başka bir kayıt yoktur. Muhtemelen Paris’in uğultusu içinde bir “küçük fare” olarak yok olup gitmiştir.

Ondan geride kalan Degas’ın ölümünden sonra bronz kalıplara dökülerek çeşitli müzelerde bize bakan suretidir. Küstah, pervasız, kırılgan ve mesafesizdir. Bütün ayarlarımızla oynamak, konfor alanımıza saldırmak, ucubeliğin ne olduğunu bize göstermek için oradadır. Çünkü Paul Klee’nin de dediği gibi “ sanat eksik olan bir halkı beklemektir”.

 

“Küçük Dansçı” heykeli ve Marie Genevie Van Goethem ile ilgili daha geniş bilgi için bkz: “On Dört Yaşındaki Küçük Dansçı”, Camille Laurens, Çeviren : Şehsuvar Aktaş, YKY Yayınları.

 Edgar Degas’ın bütün resimleri ve “Küçük Dansçı/ The Little Dancer” heykeli ile ilgili görsellerin kaynağı; Pinterest.

[1] Charles Dickens, “ İki Şehrin Hikayesi”, Çeviren: Saniye Güven, Bordo Siyah Yayınları.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s