HAFIZANIN VİCDANI

IMG_E9298

Edvard Munch, 1893 yılında dehşet ve umutsuzluğun akıllardan hiç çıkmayacak bir resmini yapmıştır.[1] Resimdeki figür gökyüzünü kaplayan alevlerin arasındaki kıyameti görmüş ve sesini duymuş gibidir. Ağzı, şahit olduğu dehşeti çığlığı ile dışarı atmak için açılmış, elleri duyduğu sesin hafızasına yerleşmesine izin vermemek için kulaklarını kapatmıştır.

Munch, daha sonra güncesinde iki arkadaşıyla beraber güneşin batışına yakın yürüyüş yaparken bu çığlığı net bir ses olarak işittiğini ve doğanın renklerinde cisimleşmiş olarak gördüğünü söylecekti.[2]

Munch’ın duyduğu ve açık bir yara gibi resmederek önümüze koyduğu bu çığlık, insanlık hafızamızın birikmiş dehşetiydi. İçinde evrendeki büyük yolculuğumuzun bütün acıları, suçları, kaygıları, savaşları ve ölümleri vardı.

Bu büyük hafıza kaydı her ne kadar yolculuğun ilk başından itibaren günü gününe kronolojik bir arşiv oluşturmasa da insanlığın duygusal belleği diyebileceğimiz datalar malzemesini barındırır. Tarih, edebiyat, sanat.. tümü bu sonsuz belleğin kıymetli parçalarıdır.

Borges’in talihsiz kahramanı İreneo Funes yabani bir atın üzerinden düştükten sonra hiçbir şeyi unutmamakla adeta lanetlenmişti. [3] Hafızası öyle acımasızca çalışıyordu ki, gördüğü ve duyduğu her şeyin anbean kaydını tutuyordu.

Bir köpeğin, taşın, yıldızın zihnindeki tasvirleri saatlere göre değişecek şekilde kataloglanmıştı. Bir çöp yığınını andıran bu hafıza da düşüncenin genelleyen, soyutlayan yetenekleri saf dışı bırakılmış, geriye sadece hafızanın yükü kalmıştı.

İreneo Funes, sadece bir bilgisayar gibi kayıt tutan, elemeyen, ayrıştırmayan ve daha kötüsü hiç unutmayan bu hafızayla yaşamaya ve ölmeye mahkum bırakılmıştı.

Oysa unutmak, dönüştürmek ve yeniden kurgulamak hafızanın en vicdanlı yanıdır. Çünkü W. Faulkner’in de dediği gibi “ Geçmiş asla sona ermez, çoğu zaman geçmez bile.”

Hiç geçmeyen, sona ermeyen geçmişin kaydını tutarken tıpkı kişisel bellek gibi kolektif bellek de geçmişi, vicdanın ve şimdi olmak istediği yerin ölçüleriyle yeniden kurar. Bu kurguların içinde en çarpıcılarından biri Grimm kardeşlerin de kayda aldığı “Fareli Köyün Kavalcısı” adlı masaldır.

IMG_E9305
The Pied Piper of Hamelin. 1868/ Metropolitan Museum of Art. Kaynak: Metropolitan Museum of Art- Galery İmages.

Masallar, Munch’ın duyduğu da dahil dünya kurulduğundan beri atılmış tüm çığlıklar hakkında konuşmanın en acısız yoludur. Hepimiz “ evvel zaman içinde” denilen, içinden geçtiğimiz zamana hiçbir biçimde dahil olamayacak masalsı bir geçmişi konuşmaya hazırızdır. Orada acı olmayacağına, olsa dahi değişip dönüştüğüne ve katlanılabilir kılındığına mutabıkızdır.

Fareli Köyün Kavalcısı, kolektif belleğin vicdanında yeterince süzülmüş, acısı hafifletilmiş, çığlığı bastırılmış kayıtlardan biridir. Bir masal olarak hafızalarda yerini alana kadar içinde taşıdığı kıyamete kulaklar ve gözler kapalı kalmıştır.

Masal, kabaca farelerin bastığı bir köyü farelerden kurtarmak için gelen bir kavalcı hakkındadır. Rengarenk giysileriyle köye gelen kavalcı, çaldığı nağmelerle bütün fareleri nehire dökerek köyü kurtarmış ancak sonunda alması gereken parayı alamamıştır. Köyün sıçanlardan kurtulduğunu gören muhtar söz verdiği ödemeyi yapmamış, kavalcı da tıpkı fareleri topladığı gibi köyün bütün çocuklarını peşine takıp gitmiştir.

Masal, zamanın ruhuna ve anlatıldığı coğrafyalara göre farklı sonlarla bitmiştir. Kimi versiyonlarında çocuklar bir daha dönmemek üzere gitmiş, kimisinde ise arkada kalan, diğerleri kadar hızlı yürüyemeyen sakat ve kör çocuklar köylülere diğer çocukların yerlerini söylenerek arkadaşlarını kavalcıdan kurtarmıştır.

IMG_9313
Pied Piper of Hamelin. Frank S. Eastman. Kaynak: Wikiart

Masalın sonu nasıl biterse bitsin hikayenin özü kaybolan çocuklar hakkında olmasıdır. Orijinal adı “ Hameln’in Sıçan Avcısı/ Rattnfanger von Hameln ” olan masal, Almanya’nın aşağı Saksonya bölgesinde Hameln şehrinde geçer. Şehir kroniklerinde 130 çocuğun kaybolmasıyla ilgili 1384 yılına ait “çocuklarımız ayrılalı 10 yıl oldu” şeklindeki Latince kayıt masalın gerçekle kurulan bağına dair ilk işarettir.

1300 yılna tarihlenen beyazlar giymiş çocukların arasında rengarenk giysileriyle kavalcıyı gösteren kilise vitrayı da hikayenin görsel hafızalara düşmüş şeklidir. 1600’lü yıllarda kırıldığı söylenen bu vitray daha sonra aslına sadık kalınarak yeniden yapılmıştır.

IMG_E9293.JPG

Şehrin hafızasında boğazda düğümlenmiş bir çığlık olarak kalan ve ancak bir masala dönüşerek yeniden yüzleşilen bu hikayenin aslı nedir?

Ne olmuştur bu çocuklara?

Nereye gitmiş ve yüzyıllar boyu anlatılacak bir masaldan sızacak kederi nasıl bırakmışlardır arkalarında?

İnsanlığın o büyük datasındaki hikayeleri çıplak bir gerçeklik olarak hatırlanamayacak kadar acı verici midir?

David Wallechinsky adlı tarihçinin yaptığı araştırmalara göre masal “ çocuk haçlı seferleri”nin katlanılabilir hale getirilmiş versiyonundan başka bir şey değildir.

1212 yılında 4. Ve 5. Haçlı seferleri arasında Kuzey Almanya ve Fransa’dan yola çıkan 5- 14 yaş aralığındaki 50.000 çocuk Kudüs’ü geri alma seferine katılmıştır. Zamanın dini hamasetine uygun olarak Papa III. Innocent’in de dahil olduğu pek çok figur ve olay tarafından kışkırtılıp, istismar edilen bu çocukların masumiyetleri maalesef onları korumaya yetmemiş ancak çok az bir kısmı evlerine dönebilmiştir.

Çocuk Haçlı Seferi’ne ilişkin dönemin kroniklerindeki ifadeler sonuçlarının vahametini görmezden gelecek şekildedir. Örneğin Lyons St. Damian Martyr Kilisesi’nin baş rahibi 1212 yılının baharında günlüğüne şu notu yazar : “ Çok sayıda çocuk Kutsal Topraklara varmak üzere güneye, Marsilya’ya giden yoldan geçiyorlardı. Tanrı’nın kendisine görev verdiğini savunan Stephen adındaki çocuk onlara eşlik ediyordu.[4]

IMG_E9300
“The Chidren’s Crusade”, Gustave Dore Kaynak: Wikiart

Çocukların akıbetiyle ilgili her tür endişe duygusundan uzak bu bakış açısı ailelerin ve çocukların yaşadıkları, gördükleri şeyler karşısında attığı çığlığı da duymazdan gelir.

Çoğunluğunu başlarına gelebilecek korkunç olayları hayal bile edemeyecek yaştakilerin oluşturduğu bu çocuk ordusunu bekleyen felaketler saymakla bitmeyecek kadar çoktur.

Kafile daha Alpleri aşamadan hastalık, yol koşulları, açlık ve kötü niyetli insanlar sebebiyle küçülmeye başlar. Çok küçük yaşta olup ta daha büyük bir çocuğun refakatinden yoksun ve dayanıksız olanlar buzullarda donarak ölür. Yürümeyecek kadar hasta ya da aç olanlar da yolda bırakılır. Kutsal Topraklar kalan çocukları bekliyordur.

Oysa neredeyse tamamına yakını kutsal toprakları hiç göremeden ölecektir. Evlerine dönebilen küçük azınlığın dışındaki en şanslılar köle tüccarları tarafından satın alınıp hayatları kurtulanlar olacaktır. Bir köle olarak daima geldikleri yeri özleyerek yaşayıp öleceklerdir.

Bu kıyamet senaryosuna dahil olacak çocukların kafileye katılması için tıpkı masalda anlatıldığı gibi rengarenk giyinmiş kavalcıların sefer çığırtkanı olarak köyleri gezdiklerine dair kayıtlar da, masalın omurgasındaki kavalcı figürünün gerçekliğine ışık tutar.

Ancak tarihler birbirini tutmayacak kadar uzaktır. Hameln şehrinin kroniklerinde 1384 yılına ait ilk kayıt, Çocuk Haçlı Seferi’nin tarihinden 172 sene sonradır. Bu kronoloji masalla gerçeğin birbirine değişini tarihsel olarak ayırsa da, iki olayın duygusal ve vicdani yükünü birbirinden ayırmaya yetmez.

Her iki olayda da; hem masalda hem de çocuk haçlı seferlerinde çocuklar arkalarında iz bırakmadan, kaderleri ancak tahmin edilebilecek şekilde kaybolmuştur. Mezarları olamayan, akıbetleri bilinemeyen çocukların hikayeleri ister bir masalda isterse işaretli bir zaman aralığındaki kayıtta olsun dünyanın bütün çığlıklarının adresidir.

IMG_E9309
Joanna Mary B Wells, The Departure- An Episode Of The Chıld’s Crusade, 12.Th Century. Kaynak: Sothebys İmage

Munch’ın duyduğu çığlık Hamel’in de kavalcının peşine takılıp yokluğa karışan çocukların çığlıkları da olabilir, çocuk haçlı seferinde boğularak, donarak ölen çocukların çığlıkları da.

Ve hatta Munch, bugün Unicef raporlarına göre 2. Dünya savaşından bu yana gördüğümüz en büyük göç dalgasında kaybolan çocukların çığlığını da duymuş olabilir. Resmin bize dinlettiği çığlıkta, ortak hafızanın geçmiş ve gelecekten biriktirdiği bütün kederlerin en keskin sesi vardır.

2016 yılındaki verilere göre 63 bin çocuk mültecinin tek başına AB ülkelerine kaçtığı kayıt altına alınmıştır.[5] 18 yaşın altındaki binlerce çocuk çıktıkları yolların, karşılaştıkları insanların ve kaderin insafına bırakılmıştır.

Bunların büyük kısmı çocuk haçlı seferlerinde kutsal topraklara varmak isteyen çocuklar gibi büyük çalkantıda akıbetlerini takip edemediğimiz çocuklar olacak, en iyimserlerimiz bile onlar için mutlu bir kurtuluş hikayesi yazmaktan aciz kalacaktır.

Değişen sadece günümüzdeki kutsal toprakların adresidir.

Bu ölümcül yolculuk 1212 yılındaki seferin aksi istikamette bir yol izleyerek sahra altı Afrika’dan İtalya’ya uzansa da öğüttüğü hayatların çığlığı 800 yıl öncesiyle neredeyse birebir aynıdır. Çünkü hikaye tıpkı masalda olduğu gibi küçük çocukların yok olması hakkındadır ve yeryüzünde hiçbir acının çığlığı kaybolan bir çocuk için atılan çığlıktan daha keskin değildir.

İnsanlığın bütün acısını barındıran bu çığlığı Munch’ın figürü gibi duymaktan ve görmekten ölesiye korktuğumuz için onun hafızamızda evcilleştirebilecek, dehşetinden arındırabilecek bir yolunu bulmaya çalışıyoruz. Tıpkı Fareli Köyün Kavalcısı masalında olduğu gibi bütün çocuk çığlıklarını katlanabilir seviyeden duymak için hikayelerine ortak hafızanın vicdanında ehlileştikten sonra kulak veriyoruz.

Bugün kıyımıza vuran çocuk cesetleri de, Avrupa yollarında akıbeti meçhul binlerce çocuk ta belki yüzyıllar sonra anlatılacak bir masalda yeniden ailelerine kavuşacak, ölü bedenleri dalgalarla canlanarak koşup oynayacak ve böylece kolektif bellek vicdanını temizleyebilecektir. Aksi halde bütün yeryüzünde Munch’ın duyduğu kıyametin sesi hiç aralıksız yankılanacaktır..

[1] Tablonun orijinal ismi Skrik’tir. 84x 66 cm boyutunda olup Sanat Tarihi’ne yerleşmiş ismi “Boğuntu” dur.

[2] Eugenıo Borgna, “ Bekleyiş ve Umut”, Çeviren: Meryem Mine Çilingiroğlu, YKY Yayınları, 2015.

[3] J. Luis Borges, “ Gölgeye Övgü – Funes ve Sonsuz Bellek”, Çeviren : Münir H. Göle, İletişim Yayınları, 1992.

[4] Norman E. Stephenson, “Çocukların Haçlı Seferi”, Çeviren: Orhan Düz, Koridor Yayıncılık, 2005.

[5] 12 Mayıs 2017- Bianet.

 


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s