YALNIZLIK VE MAKARNA

  Hafızanın çizgisel zamanın dışında kendine göre bir zaman anlayışı var. İnsan, kendi hafızasının içinde bir yabancı gibi dolaşmayı başarabilseydi farkında olmadan biriktirdiği bütün o görüntülerin, seslerin, kokuların nasıl uygunsuz bir istifin içinde durduğunu görebilirdi. Ve muhtemelen bu kaotik görüntü, hayal, koku ve nesne kalabalığının nasıl kendine ait olabildiğine şaşardı. Tıpkı benim şaştığım gibi. Genç … More YALNIZLIK VE MAKARNA

MİDSOMMAR’DA İNTİKAM

Ari Aster’in son filmi Midsommar’a Temmuz’un son günü gidiyoruz.. Sanırım bu yüzden Midsommer’de anlatılan Christian ve Dani’nin hikayesini Temmuz ayına adını veren Dumuzi ve İnanna’nın aşk hikayesine benzetiyorum. Film, çokça övülmesine rağmen ruhumla sağlam bir temas kuramıyor ve yerini içinde kimi çentikli soruları olan bir hayal kırıklığına bırakıyor. Filmi izlememin üzerinden bir iki gün geçtikten … More MİDSOMMAR’DA İNTİKAM

BEDRİ RAHMİ’YLE RASTLAŞMAK

Orada olduğunu, zamanın yıpratıcı etkilerine uğrasa da hala sırasını bekleyen küçük bir sevinç gibi duvarda asılı durduğunu biliyordum. Ama uzun, çok uzun zamandır hiç göz göze gelmiyordum. Var olduğunu bildiğim halde gerçek varlığı ile ruhum çoktandır kesişmiyordu. Geçen hafta sıcaktan kaldırımlardan neredeyse buharların yükseldiği bir gün acil bir iş için Fındıklı’ya gitmem gerekti. İşimi hallettikten … More BEDRİ RAHMİ’YLE RASTLAŞMAK

SÜKÛNET DENİZİ’NE İNİŞ

“Sürgün mü? Beni nereye fırlatabilirler? Evrenin dışına fırlatamazlar. Nereye gidersem gideyim, Güneş, ay, yıldızlar, düşler, alametler ve tanrılarla irtibatım olacaktır.”[1] Hierepolis’de M.S 50’de köle olarak doğan Epiktetos, kendisine verilen sürgün cezasının ardından nereye giderse gitsin Güneş’in, Ay’ın ve yıldızların altında kalacağını söylemişti. Dolayısıyla sürgün edilmekte korkulacak bir şey yoktu. Ay, Güneş ve yıldızlar başının üstünde … More SÜKÛNET DENİZİ’NE İNİŞ

DÜNYANIN EN GÜZEL AKDENİZ’İ

“Bu tasarıyı oluşturan 120 parçanın her biri bu iç denizi çevreleyen farklı yaşayışlarda, başka dilleri konuşan, başka Tanrı’lara inanan insan topluluklarını simgeliyor. Bir araya geldiklerinde de Akdeniz’i oluşturuyorlar.” [1] Zincirlikuyu’da durduğu zamanlar İstanbul’u her haliyle her şeyiyle kucaklıyor gibi gelirdi bana. Farklı dilleri, dinleri, kederleri ve sevinçleriyle bütün hayat önünden akardı. Servisle önünden geçerken ışığın … More DÜNYANIN EN GÜZEL AKDENİZ’İ

ÇİN ÇİN ÇİNİMİNİ MURADİYE

İki günlük Edirne gezisinin planları içinde adı hiç geçmiyor. Orada bütün güzelliği ve mütevazılığı ile durduğundan haberimiz bile yok. Şehre girer girmez çarşıdaki meydanda oturduğumuz küçük çay ocağında öğreniyoruz görmeden dönmememiz gerektiğini. İyi ki de öğreniyoruz. Kapısından girdiğim anda nefesim kesiliyor. Çinilerinin güzelliği, kalemişlerinin solgun zarafeti karşısında “çok güzel” bile diyemiyorum. Öğleden sonrasının yumuşak ışığı … More ÇİN ÇİN ÇİNİMİNİ MURADİYE

İPLİKTEN ÇÖZÜLENLER

Kadınlar kadim zamanlardan beri dokuyor, örüyor, dikiyor.. Sanki hayatın, sökülmüş, eprimiş her yerini yeni baştan ve tekrar tekrar yaratıyorlar. Üzüldüklerinde, sıkıldıklarında, boş kaldıklarında, zaman geçsin diye ve bazen de zaman dursun diye. Penelope mesela ketenden bir kefen dokurken sadece dokumuyor, dokuduğunu da her gece yeniden söküyordu. Yaptığı şey zamanı tekrar başa sarmak, Odysseus dönene kadar … More İPLİKTEN ÇÖZÜLENLER